Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

28 Şubat'ın Bileşenleri

00.00.0000

Demokrasi için bugün, insanlığın yönetim tekniği olarak geliştirmiş olduğu en iyi sistem denilebilir. Bunun temel nedeni ise bireyleri yönetime ortak etmek ve bireyleri yetkilendirmektir.
Prof. Dr. MAZHAR BAĞLI / Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi

Dünyadaki demokratikleşmenin tarihi aynı zamanda yaşanan acıların ve gözyaşlarının da tarihidir. Keza bu durum bizim ülkemiz için de geçerlidir. Hatta Türkiye’de halk, dünyada bugün demokratikleşme konusunda hayli mesafe kat etmiş olan toplumlardan çok daha hassas bir duyarlılığa sahip olmuştur. Bir başka ifade ile Avrupa’da faşizm kol gezerken, diktatörlük toplumsal bir projeye dönüştürülmeye çalışılırken Türkiye’de halk Tek Parti rejimine karşı spontane bir muhalefet geliştirerek Tek Parti diktasına son verecek bir duyarlılık ve sağ duyu sahibi olmuştur.

İşte halkın sahip olduğu bu duyarlılık demokrasi düşmanları tarafından hep başka bahanelerle bastırılmış ve baskı altına alınmıştır. Toplum ile devletin temel dinamikleri birbirine tamamen zıt denilebilecek bir alana referanslarda bulunarak kendisine bir yol edinmiştir. Halkın bu ele avuca gelmeyen değişim eğiliminin kontrol altına alınmadan olmayacağını fark edenler, siyasi iktidar değişse dahi yönetimin asıl belirleyici aktörlerinin değişmemesini sağlayacak bir düzen kurdular. Bu projenin bekçiliğini de doğal askeri bürokrasiye ihale ettiler. Ancak askeri bürokrasi belli bir yere kadar bu ihalede önemli bir rol üstlendi ve kendisine verilen görevlerde çok iyi iş çıkardı. 12 Eylül için okyanus ötesinden dillendirilen “Bizim çocuklar başardılar” ifadesi tesadüfen sarf edilmiş değildir elbette. Ancak gelişen dünya şartları ve iletişim bu vesayetin tek aktör üzerinden yürüyemeyeceği gerçeğini doğurdu. Halk iradesinin salt süngü güce ile kontrol altına alınamayacağı gerçeği post modern yöntemlerin de devreye girmesini doğurdu. İşte 28 Şubat tam da bu noktada geleneksel dönemlerden farklı enstrümanlarla gerçekleşen bir darbe olduğu için post modern darbe olarak bizzat darbeciler tarafından dile getirildi. Bugün bu darbelere yönelik devam eden bir soruşturma süreci var ve bu sürecin ilk ayağı doğal olarak o dönemin askeri bürokrasisinden başladı. Ancak kimi çevreler soruşturmanın bu alanla sınırlı kalması gerektiğini ısrarla dile getirmektedirler. Bu darbe, sadece süngü ile gerçekleşen bir operasyon değildi, işin içinde medya da, sermaye de beşli çete de ve akademi de vardı. Bu bileşenlerin hepsi hukuka hesap vermek zorundadırlar.

Hangi ayağı serbest bırakılırsa o ayak gelecekte kışla bekçiliğine soyunacaktır. Bundan dolayı da mutlaka bu dört ayak, tıpkı askeri bürokratlarda olduğu gibi soruşturulmalı ve yargılanmalıdırlar. Akademide o dönemde büyük acılar ve sıkıntılar yaşayan birisi olarak cuntacılara selam göndermek için her türlü melaneti yapmayı meziyet görenlerin yaptıklarının yanına kar kalmasını, bize reva görülenlerin karşılık bulmamasını asla istemem.

O dönemde Türkiye’nin en büyük şair-yazarlarından birisi olan Hüseyin Atlansoy ile aynı üniversitede, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nde çalışıyordum ve Hüseyin bey hiçbir gerekçe gösterilmeden üniversitedeki görevinden atıldı. Bizler ve diğer arkadaşlar hakaretlere uğradık ve dağılmak zorunda kaldık. Bu operasyonları tabi ki dönemin rektörü yürütüyordu ancak tüm bu işlemleri aynı zamanda onun adına takip eden birileri de vardı. Söz gelimi Hüseyin beyin görevden atılmasını imzalayan ve tebliğ eden muhafazakar(!) bir rektör yardımcısı idi. Konya Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde elinde dosyayla her gün bölüme gelip meslektaşlarını fişleyen ve fişlemelere imkan tanıyanlar ortalıkta dolaşmaya devam ederlerse eğer darbeciliğin akademik dayanağının meşruluğuna giden yolda bir kanaat kök salacak ve bu tip akademisyenler, kışla bekçiliğine devam edecekler.

Eğer bu soruşturma buralara kadar uzanmazsa, yönetici olmadıkları halde kendilerini hep yönetici olarak görenler daha önce yaptıkları gibi kendilerini her zaman iktidarın ortağı olarak görecekler ve yönetici olmadıkları gerçeği de bir türlü somutlaşmayacaktır.

İktidar elitlerine ve bürokratik oligarşiye karşı yürütülen toplumsal muhalefetin yönetim organizasyon örgütlenmesinde iktidar olmaya doğru toplumsal itibar kazanmasını durdurmak için yürütülen toplum mühendisliğinin her bir bileşeni önemli ama akademi sanılanın aksine en önemlisidir. Çünkü askeri bürokrasinin de nasıl davranacağı bilgisini ve rotasını servis eden bu alan oldu.

Tek Parti dönemine benzer uygulamalarda bulunulmasını arzu edenlerin heveslerinin kursaklarında kalmasını sağlayacak olan haddi aşanların yargılanmasıdır. Çünkü Türkiye’deki bu “had bilmezliğin” tarihi epey eskilere dayanır. Hatırlanacaktır, ilk darbe operasyonu 30 Mayıs 1876’da Serasker Hüseyin Avni Paşa önderliğinde Padişah Abdülaziz’e karşı yapılmıştı. II. Abdülhamit tahta çıktıktan sonra ilk iş olarak darbecilerin yargılanmasını sağlar. Tabi ki hak ettikleri cezalardan daha az bir müeyyide ile kurtulurlar ama bu yargılama sürecini gerçekleştirmek sureti ile dağılmak üzere olan bir imparatorluğu mucizevi bir şekilde 33 sene ayakta tutabildi.

mazharbagli@gmail.com

http://www.stargazete.com/acikgorus/28-subatin-bilesenleri/haber-557589