Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Adem’in Oğulları ve Şeytan

25.12.2012

Rivayete göre ilk atamız Hz. Adem cennetten kovulmadan önce sahip olduğu temel hasletlerin farkında değildi. Ta ki ona Hz. Havva, farklı bir dünyaya ait bir deneyim yaşatana kadar. Bu deneyim onun hem kendi serüvenini hem de ötekisini keşfetmenin zevk dolu yolunda ilerlemesi ile farklı bir boyut kazandı.

 

Hz. Adem, Havva’yı keşfetmekle kendisini tanımış oldu. Ait olduğu dünyadan koparılma pahasına zapt edilmez bir merakla ona dokunarak kendisini tanımak istedi. Bu tanımanın ona pahalıya mal olduğu bir gerçek, ama olması gerekendi. Mukadder olan buydu zaten. Çünkü adem oğlunun serüveni ancak bu dünyada anlam kazanabilir.

 

Fakat ilk atamızın orada yaşadığı “anlık” kusursuzluk, büyük bir özlem olarak bize de miras kaldı. Hep bu hasretle yanıp tutuşmaktayız.

 

Annem derdi ki, Adem babamız ile Havva anamız cennetten kovulunca işledikleri günah ve sahip oldukları güzelliklerden ayrı düşmüş olmanın özlemi dolayısıyla hem bağışlanma hem de hasretlerinin dinmesi için hep ağladılar, ağladılar. Gözyaşları sel oldu, çöldeki vaha misali bitkileri yeşertti. Ta ki Allah’u Teala onları, şeytana bir daha uymamaları şartı ile bağışladığını söyleyene kadar.

Şeytana uymamak, yani var olma konumuna itiraz etmemek, onun yaratıcılığı karşısında boynunu eğmek ve bu yaratma biçimine şartsız itaat etmektir.

Affedildiği söylendiği halde içindeki özlemi, ayrılık ateşini bir türlü dindiremeyen Adem, günlerce yalvarır Allah’a, ait olduğu yeri kendisine hatırlatsın ve özlemini dindirsin diye cennetten bir iz, bir alamet bahşetsin diye. En azından kokusunu alabileceği bir parça ister cennetten.

Ve O’na cennetten bir parça, Hacer-ül Esved gönderilir. Teselli bulsun diye. Ait olduğu yeri unutmasın diye. Bu dünya ile öte dünya arasındaki bağı büsbütün koparmasın diye gelen emanet İbrahimi geleneğin ortak değeri olarak kabul edilmiştir.

 

Bu hikaye bizim de serüvenimizin temel referanslarını içeren parametrelere sahiptir. Özellikle de farklılıklarla ilgili tartışmaların daha çok alevlendiği bu günlerde biz, hem kendimizi tanımak hem de ötekisini bilmek ve kabul etmek için bu kıssadan büyük hisseler çıkarabiliriz.

 

Ötekiyi tanımlarken, metaforik olarak şeytan konumu içinde kabul edilen bir varlık olarak da konumlandırabiliriz, Havva olarak da.

 

Şeytan, “düşman” olan ötekidir. Ama Havva, bizim dinginliğimizi sükunete erdiren ve aynı zamanda bizimle aynı öze sahip olan bir ötekidir. O olmasa biz, biz olmasak o olmayacaktır.

 

Her bir farklılık, bizim için bu dünyayı okumanın bir başka penceresidir. Her bir öteki bir başka türlü hayatı ve insanları tanımanın zevk dolu yolun işaretleridir.