Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Ak Parti'nin BDP ile İmtihanı (Mazhar Bağlı)

27.06.2011

AK Parti pek çok kesimi, kurumu ve siyaseti dönüştürdü ama doğuda aynı dönüştürücü etkiyi gösteremedi. Bunun nedeni, siyaset dışı unsurlarla bir siyasi parti olarak rekabet etmekte karşılaştığı zorluklardır.

12 Haziran seçimleri AK Parti ve Başbakan Recep Tayip Erdoğan için büyük bir zafer oldu. Başbakan’ın halka dokunan tarzı ve diplomatik ya da bürokratik olmayan tavırları her gün karizmasını derinleştirmekte ve iktidar oldukça sanılanın aksine halka daha çok yakınlaşmaktadır. Bu durum aslında siyaseti de değiştirdi toplumu da. Adeta AK Parti’nin izlediği politikalarla siyasetin zemini değişti. Bu zemin tam da siyasetin doğal haliyle yapılabileceği bir alandır.

Belki de AK Parti’nin başarısını engellemek isteyenlerin yapamadıkları şey bu zemin kaymalarını durdurmaktır. Çünkü toplumsal alanda gerçekleşen değişimler ve giderek artan refah isteği siyasi alanı klasik reflekslerle stabil halde tutmayı da imkansız hale getirdi. Söz gelimi bir seçmen stabilizasyonu aracı olarak hep yedekte tutulan başörtüsü yasağında diretemeyenler bu alandaki önemli enstrümanlardan birisini kaybettiler. Ve tabi ki AK Parti’yi de başarılı kılan bu zeminin her geçen gün genişlemesi ile beraber kendisinin de güç kazanmasıdır. Aslında AK Parti muhalifleri bu alt yapının elden bırakılmaması için uzun zamandan beridir çok çeşitli projeleri hayata geçirmeye çabalamaktadırlar ancak halkın sahip olduğu duyarlılık ona yönelik her operasyonu kendisine yapılmış gibi algılanmasına sonuçta her adımın da onun kar hanesine artı puan olarak kaydedilmesine neden olmaktadır. Halk ifadesi ile söylemek gerekirse kazdıkları kuyuya kendileri düşmektedir. Ama bütün bunlara ek olarak ona asıl gücünü kazandıran özellik ise kelimenin tam anlamıyla çağın ruhuna uygun politikalar izlemesidir. Günü yakalayamayanlar günü değiştirmek istiyorlar. Bir başka ifade ile kendisini değiştiremeyenler toplumu değiştirmekte ısrarcı olmaya devam etmektedirler.

En güçlü muhalefet BDP

AK Parti muhalifleri onu zayıflatmak için pek çok yola başvurdular ancak bir sonuç elde edemediler. Lakin bu seçimde çıkan sonuçlardan bir tanesi onlar için önemli bir referans olacaktır. Bunun ilk işaretlerini seçim sonuçlarının açıklanması ile birlikte görülmeye başlandı. Muhalefet tezinin ana damarını artık BDP üzerinde inşa edeceklerdir. Bu yeni enstrüman üzerinden AK Parti yıpratılmaya çalışılacaktır. Ancak eğer BDP terör örgütünün siyaset üzerindeki vesayetini durdurabilirse veya durdurursa siyaseti ve toplumu dizayn etmek isteyen bu çevrelerin konu mankeni olmayacak ama aksine şiddeti Meclis’te de yedeğinde bulundurmak sureti ile bir temsiliyeti sürdürmek isterse bu durumdan kurtulamayacaktır.

AK Parti’nin BDP ve PKK üzerinden zayıflatılma isteğinin her gün daha çok depreşeceğini öngörmek bir kehanet değildir. Onun elde ettiği bu tarihi başarının ancak bu aktörle zayıflatılabileceği daha net bir biçimde görülmeye başlandı.

Türkiye siyaseti öğrendi

Belki de demokrasi tarihimizde ilk kez siyaset korkular ve endişeler üzerinden yapılmadı. Bunu gerçekleştiren AK Parti bu dönüşümle varlığını tahkim etmektedir. Bu durumu yeni fark eden çevreler en azından bu dönüşümü bölgede gerçekleştirmesini engellemek isteyeceklerdir. Eğer bölgede AK Parti beklediği dönüşümü gerçekleştirememişse bunun asıl nedeni buradaki siyasi aktörlerin siyaset yapıyormuş gibi davranıp başka bir iş yapıyor olmalarıdır. Aslında AK Parti’nin hem kendisi hem de siyaset için oluşturduğu bu zeminin pek çok sorunun çözüm kilidi olduğu da görüldü. Kıbrıs meselesinden Kürt meselesine kadar bugün elde edilen başarı ve atılan adımlar hep bu sayede gerçekleşti. Eğer bugün şiddeti yedeğinde bulundurmayan söylemler üzerinden dile getirilen hak talepleri daha çok karşılık buluyorsa bu durumun alt yapısının oluşturulmuş olmasındandır. AK Parti siyaseti normalleştirerek hem toplumu hem de partileri normalleştirmiş oldu. Ancak aynı şeyi doğu için söylemek zordur. Çünkü burada siyaset hala vesayet altında ve hala sadece soy ve ideoloji ekseninde oluşturulan bir retorikle tanzim edilmektedir. AK Parti pek çok kesimi, kurumu ve siyaseti dönüştürdü ama bölgede paralel bir dönüşümü sağlamada beklenen başarıyı gösteremedi. Bu duruma neden olan asıl faktör ise burada siyaset dışı unsurlarla bir siyasi parti olarak rekabet etmekte karşılaştığı zorluklardır. Yoksa bölge için ürettiği projeler ve attığı adımların karşılığı bu olmamalıydı.

Bütün bir bölge insanını hizmet içi eğitimden geçiren örgüt ve onun bileşenleri topluma çeşitli alanlar üzerinden hem bir korku salmakta hem de Ömer Hayyam’ın cennetini vaat etmektedir.

Seçimlerden önce de pek çok kişinin tahmin ettiği gibi bundan sonra en çok konuşulacak olan konulardan birisi olacaktır Kürt meselesi. Buna neden olan ise sanılanın aksine Kürt meselesine ilişkin çözüm arayışları veya sorunun idare edilebilir hale getirilmesi değildir. Bunun üzerinden yürütülecek olan muhalefettir. Bugüne kadar bu sorunla ilgili zihinlerinde “ezmekten” başka proje olmayanların bir gecede BDP-PKK yanlısı olmalarını samimi bir dönüşüm olarak yorumlayacak saflıkta birileri var mı bilmem ama bundan sonra bu konuyla ilgili pek çok kişideki hassasiyetleri büyük bir hayretle göreceğimizden eminim.

Medya neden statükodan yana?

Aslında bizim ülkede statükonun devamını asıl sağlayan sanılanın aksine bürokrasi veya siyaset değil medyadır. Var olan sorunların pek çoğunun aşılmasında en büyük engellerden birisi olan önyargıları oluşturan esas ideolojik aygıt medyadır. Medyatik bilgilenmenin gücünden istifade ederek toplumun bir yığın haline getirilmek istendiği bilinmektedir. Ancak medyadaki çeşitlenme bu tek taraflı yığınlaştırma projesini büyük ölçüde değiştirdi. Aynı durum siyaset için de geçerlidir. Nitekim aynı durum PKK-BDP için de geçerlidir. Tek bir elden yönlendirilen aktörler olunmadığı sürece kimse hakiki Kürt değildir. Ya devşirmedir ya da siyasal korucu.

Nitekim pek çok kişi de bilir ki bu meselenin asıl kaynağını oluşturan olaylar ilk önce gönülleri yıkmakla başlamıştır. Haysiyetleri rencide etmekle de genişlemiştir. O halde hem gönülleri kazanmak hem de zedelenen onurları onarmak gerekir. Bu iş ise stratejik hamlelerle olmaz, politik hesaplarla öngörülemez. Büyük usta Neşet Ertaş’ın dediği yolu, “gönülden gönüle giden yolu” bulmakla olur. Burada şeytanın avukatlığını yaparak yalın bir soru sormak gerekir. Seçimden hemen sonra Kürt meselesini birinci gündem maddesi haline getirenlerin bu duyarlılıkları gerçekten seçim sonucundaki tablodan mı kaynaklanıyor yoksa başka bir hesap mı vardır? Bir başka ifade ile gerçekten kırılmış kalpleri onarmak ve zedelenen haysiyetleri kurtarmak için mi bu konuyu gündeme getirmektedirler? Devrimcilikten haz etmeyen bir medyanın romantik devrimci Sırrı Süreyya Önder’e olan hayranlığı demokratik bir ilgi midir?

Kürt sorununu yeni keşfedenler

Kesinlikle hayır. Çünkü AK Partiye muhalefet edebilecekleri tüm enstrümanlarını kaybedenler şimdi PKK-BDP’ye sarılmaya başladılar. Bu yapılanmayı adeta bir can kurtaran simidi olarak görmektedirler. Statükocu, ulusalcı, Ergenekoncu ve faşist düşünceleri ile tanıdığımız pek çok gazeteci, köşe yazarı ve entelektüelin ana muhalefet olarak BDP’yi işaret etmesi BDP’nın üzerinde oturduğu sorunun çözümüne bir katkıda bulmak için değildir. Dileğimiz elbette ki gerçekten bir katkı sağlanmasıdır ama bu konuda zaten bu taraf için de çözüm diye bir hesap yoktur. Organik bir ilişki olup olmamasına ilişkin hiç bir imada dahi bulunmadan söylemek gerekirse ortak bir hedefe kilitlendiklerini görmek gerekiyor.

Şimdi tekrar sormak gerekir; bugüne kadar Kürt meselesinde bir çaba gösterilmesi gerektiğini söyleyen AK Partiyi yalnız bırakanlar bugün neden bu sorunla daha yakından ilgilenmektedirler? Bu yaklaşımın bir politik hesaba matuf olmadığını nasıl bileceğiz? Çünkü bu sorunu asıl bu hale getiren en önemli faktörlerden birisi de konunun hep politik hesaplarla ele alınmış olmasıdır. Oysa bu konunun çözümü hem ahlaki bir zorunluluk, hem toplumsal bir gereklilik hem de tarihsel bir sorumluluktur. Stratejik bir hedef değildir. İnsani bir durumdur. Peki bu insani durum için mi seçimden hemen sonra BDP medyada kırmızı güllerle ve öpücüklerle karşılanıyor? Hiç sanmam.

Seçimden sonra Kürt meselesi önemli bir dönüm noktasına gelecektir. Bu sorununun bir demokrasi ve insan hakkı meselesi olduğunu söyleyip öyle davranmayanlar ortada kalacaklardır. Ancak bu açıkta kalma durumunu gölgelemek için daha çok şiddete başvuracaklardır. BDP-PKK’nın seçimden sonra şiddet tekrar canlanacak tarzındaki kehanetleri de buna işaret eder.

mazharbagli@gmail.com