Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Akl-ı Selim ve İtidal

19.10.2012

Kürt meselesi, bu coğrafyada yaşayan, kendisi ve çocukları ile ilgili bir gelecek kaygısı taşıyan ve topluma ilişkin bir ütopya tasavvuru olan herkesin rahatlıkla farkında olduğu kadim sorunlardan birisidir.

 

Bu mesele iki temel açıdan toplumun dengesini bozmaktadır. Siyaseti asıl işlevinin dışına itmekte ve aynı zamanda toplumun dayanmış olduğu temel değerleri zedelemektedir. Bundan dolayı da bu sorunun kalıcı bir çözüme kavuşturulması ehli vicdan olan her bir kişinin temel isteğidir.

 

Siyaset yapmanın, ticaretle uğraşmanın ve halka hizmet götürmenin tadını kaçıran bu kadim sorunun en yaygın büyük etkisi ise çok kolay bir şekilde insanlara akl-ı selimi kaybettirecek bir işleyişe ve özelliğe sahip olmasıdır.

 

Örgüt ve bileşenleri bugüne kadar yaptıkları kanlı eylemler, geliştirdikleri provokatif söylemler, yaptıkları iftiralar, kurdukları tezgahlar dolayısıyla hemen hemen bu alana dokunabilecek olan her bir aktörün insicamını bozacak bir atmosfer oluşturdular.

 

Daha önce Orhan Miroğlu’da yazmıştı, örgüt kelimenin tam anlamıyla bir “psikolojik operasyon” yürütmektedir. Doğuda insanların kendisine ram olmalarını sağlayacak sanal bir iklim oluşturuyor ve bütün propagandasını da bu sanallık üzerine oturtmuş bulunmaktadır. Bunca zamandır büyük bir çaba ile iktidarın attığı adımları gölgelemek ve yapılanları silahın bir sonucu olarak manipüle etmeye çalışması aslında bu konudaki işleyişi zorlaştıran en önemli konulardan birisidir.

 

Rivayete göre efendimiz insanlara kızgınlık anlarında bulundukları pozisyonun bir adım gerisine gitmelerini önermiştir. Malum, hadis-i şerif özetle şöyledir: Sinirlenen, ayakta ise otursun. Öfkesi geçmezse yan yatsın.

 

Bu tavsiyenin önerilmesinin en büyük hikmeti sanırım “akl-ı selimin” elden bırakılmamasıdır.

 

Tam da içinde bulunmuş olduğumuz süreçte, önümüze çıkan tarihi dönemeçte Türkiye'nin bölgesel bir aktör olma yolunda üstleneceği rolün geleceği şekillendireceğinin farkında olmanın bilinci ile ayak bağı olan sorunların üstesinden gelmeye çalışmak durumundayız.

 

Gelecek sadece duygularla inşa edilemez, akledecek “gönüllere” sahip olmak gerekir. Bu tarzın yöntemine sadece biz sahibiz, bunun kıymetini bilelim.