Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Başkanlık sistemine doğru

12.11.2012

Bugün Türkiye’de var olan ve toplumu derinden sarsan temel sorunları çözme iradesini ortaya koyduğumuz her anda karşımıza hiç hesap etmediğimiz engeller çıkmaktadır. Çok değil, bundan birkaç yıl önce siyasilerin aldıkları kararlar bürokratların blokajı ile uygulanmıyor ve ölü metinlere dönüşüyorlardı. Bugün bu sorun sadece var olan istikrarlı ve güçlü iktidar sayesinde görece daha az hissedilmekte ve bu durum sistematik ve kurumsal bir iyileşmeye işaret etmemektedir. Bu durum kişilerin (bürokratların) niyetleri ya da ideolojik tercihleri ile ilgili bir konu da değildir. Her ne kadar pek çok kişi konuyu bu eksene oturtmayı tercih etse de bu eksik bir yaklaşımdır. Asıl sorun bürokratik sistemi ilk inşa edilirken gözetilen kaygıların bugün sosyolojik bir karşılığının artık toplumda kalmamış olmasıdır.

 

Çünkü bu sistem sorun çözme üzerine kurulmuş değildir. Kendini koruma üzerine inşa edilmiştir.

 

Bütün yetkileri elinde bulunduran saltanata karşı her an kellesi vurulabilir korkusunun yaşandığı bir psikoloji ile hazırlanmış olan bir sistemin birinci önceliği doğal olarak hep kendisini ve sahip olduğunu koruma olacaktır.

 

Demokratik bir yapıda bürokrasi devletin işleyişinden çok toplumsal taleplerin ve ihtiyaçların gölgesinde şekillenir ama bürokratik oligarşinin egemen olduğu durumlarda ise devlet talepleri doğrultusunda toplum şekillendirilir. Kamu işleyişinin somutlaştığı bir alan olarak bürokrasi, çoğu zaman siyasi alanı da içine alan bir dönüşüm dinamiği haline gelir ve siyasilerin aldığı kararlar bürokratların elinde kolaylıkla onlara karşı birer silah olarak dahi kullanılabilirler.

 

Parlamenter sistem ile başkanlık sistemi arasındaki temel fark bu riskin görece az olmasıdır. Çünkü bürokrasi, başkanlık sisteminde gücünü sırtını dayamış olduğu devletten değil yapmış olduğu hizmetten alır. Hizmeti değil kendi makamını düşünen bir işeyiş ile devasa sorunları birikmiş olan Türkiye’nin rahat bir nefes alması mümkün olmayacaktır.

 

Bir diğer konu da var olan toplumsal sorunların kendi bağlamında ve yerinde çözülmesine imkan tanımasıdır. Unutmamak gerekir ki parlamenter sistemde risk almak neredeyse mümkün değildir. Ancak başkanlık sistemi risk alabilen bir sistemdir. Nitekim Amerika’da yeniden başkanlığa seçilen Obama da teşekkür konuşmasında ikinci dönemde çok daha radikal adımlar atacağını ve aynı zamanda iyi işler yapacağını vurguladı.

 

Günümüzde var olan yapı iki başlıdır ve dahası her bir kurgusunun ideolojisi ve amacı farklıdır. Siyasi alan ile bürokratik alanın aynı niyete sahip olduğunu söylemek sanırım kolay değildir. Bu durum esasında yönetim ile ilgili sorunları değil, toplumsal sorunları daha da derinleştirmektedir.

 

Halen ülkeyi en çok uğraştıran sorun alanları olan Kürt meselesi, alevi meselesi din vicdan özgürlüğü meselesi gibi pek çok alandaki açmazların bir türlü çözüm yoluna koyulamamış olmasının nedeni de budur zaten. Devlet dediğimiz organizasyon ile siyasetçilerin bu alanlara bakışı ve değerleri birbirinden çok farklıdırlar.

 

Bu farklılık doğal olarak sorunların çözümünü değil daha da derinleşmesine neden olmaktadır. Bu sorunları bertaraf etmenin en radikal ve kalıcı adımlarından birisidir başkanlık sistemine geçmek.

 

Bu değişim talebinin ya da gerekliliğinin sadece “başkanın” daha fazla yetkilendirilmesi üzerinden okumak eksik ve önyargılı bir yaklaşımdır. Eğer uzun süreden beri yaşadığınız sorunlar varsa ki vardır, o zaman bu sorunların çözümü zorunlu olarak güçlü bir irade beyanını ve aynı zamanda yerelden merkeze doğru işleyen bir mekanizmayı gerektirir.

 

Bu sistemin adı da başkanlıktır.