Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Beyaz (Özel) Kuvvetler devrede: İlk hedef Erdoğan

06.06.2013

Günlerdir devam eden protestoları daha geniş bir açıdan okumaya çalıştığımızda siyasi tarihimizin klasik bir mekanizmasının devrede olduğunu görüyoruz. Bu mekanizma özetle şudur, milletin iradesini yönetime yansıtabilecek olan siyasi hareketleri ve liderleri devre dışı bırakmaktır.

 

Bu konuda ne kadar çok yollara başvurulduğunu, ne kadar çok envai çeşit entrika sahibi olunduğunu, hangi tuzakların kurulduğunu tahmin etmek dahi imkansızdır. Ve çoğu zaman da iş işten geçtikten sonra tezgahın, kurulan tuzağın farkına varılır. Çünkü tahmin edemediğimiz kadar bileşenlerin oluşturduğu bir akıl ile işler yürütülmektedir.

 

Ulusalcığın toplumsal iç dinamiklere dokunan bir boyutunun olmamasından dolayı da fazla ciddiye alınmaması gerektiğini düşünenlerin de yanıldıklarını gösteren bir süreçtir bugün yaşananlar.

 

Yukarda bahsettiğim “millet iradesini devre dışı bırakma mekanizmasının” bugüne kadar nasıl işlediğine kabaca bir göz attığımızda durum şudur: Milletin siyasete yansımsını istediği iradesini teslim ettiği kişi veya kişiler ya devşirilirler, ya susturulurlar, ya satın alınırlar, ya şantajla sindirilirler ya da temizlenirler.

 

Biz bugüne kadar hepsini de gördük. DP geleneğinin mirasının üzerine oturan S. Demirel, sistemin en başarılı devşirmesi olarak halk iradesini cuntacılara peşkeş çekecek birisi haline getirilmiş ya da gelmişti. B. Ecevit, sistemin arızalarını görmüş ve bu konuda gerekli girişimlerde bulunmasına rağmen belki de ona hissettirmeden öteki tarafta konumlanması sağlanmıştır. “Hakça paylaşım” sloganı ile iktidar olan Ecevit, halktan kaşıkla alıp kepçe ile zengine peşkeş çeken veya veren bir icraatla ömrünü tamamladı.

 

Ali Adnan Menderes, halkın iradesini kimseye peşkeş çekmedi ve bunu kesin bir şekilde deklere edince ve sistem henüz entrika işinde uzmanlaşmadığından dolayı dar ağacına gönderildi.

 

Turgut Özal da tıpkı diğerleri gibi pek çok kereler kuşatılmak istendi. Ama onun sahip olduğu kıvrak zeka hep bir adım önde olmasını sağladı. Baş edilemeyeceği görülünce de “içerden” halledilmeye çalışıldı. Zehirlenme tartışmalarını bir kenara bırakarak siyasi hayatına baktığımızda onun yerine geçenin Mesut Yılmaz olması, Semra Özal’ın da karısı olması durumu özetler niteliktedir.

 

N. Erbakan hoca’ya karşı yapılan operasyon ise itibarsızlaştırmak ve negatif meşruiyete mahkum etmekti. Dindar bir adamı, en hassas olduğu yerinden yaralayarak toplum dışına ittiler. Kayıp trilyon davasından partisinin kapatılmasına, mal varlığından kravatının modeline kadar bahse konu edip paçavraya çevirme operasyonunu son bir hamle ile, rütbesiz bir askerin MGK toplantısında omuz atması ile son noktayı koydular.

 

Sahip olduğu nezaket ve almış olduğu tasavvufi terbiyenin gereği “maslahatı” gözetmeyi tercih ettiği gün onu bitirdiklerine dair sevinç naraları atmaya başladılar.

 

Bugün bu tezgahların tamamını içine alan bir operasyonla sayın başbakana da boyun eğdirmek istiyorlar. Taleplerin haklılığı ya da haksızlığı meselesi değil var olan durum. “AK Parti olsun ama Tayyip Erdoğan olmasın”ın altındaki temel saik de budur. Bir tek ona boyun eğdiremiyorlar. Bir tek onu devşiremediler.

 

Kim nerden bakarsa baksın ben Tayyip Erdoğan şahsında millet iradesine karşı yürütülen bir operasyonun çok ayaklı bir tezgahıyla karşı karşıya olduğumuzu düşünenlerdenim. Suriye denkleminden çıkarılmaktan tutun, Kuzey Irak’la yapılan petrol anlaşmalarına, Kürt meselesinin çözümünden ekonomideki iyileştirmelere kadar pek çok bileşenin oluşturduğu bir lobinin kurt misali kuzuyu yemesine göz yummak bize yakışmaz.