Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Bırakın Onlara Halk Dokunsun

05.11.2012

Metinlerde adı 'Yasama Dokunmazlığı' olan milletvekili dokunulmazlığı parlamenter sistemle yönetilen ülkelerin hemen hemen hepsinde var olan bir uygulamadır. Ergun Özbudun'a göre, parlamento üyeleri hakkında, suç işlediklerinden bahisle, parlamentonun izni olmadan, gözaltına alma, tutuklama gibi bazı cezai takibat işlemlerinde bulunulamamasıdır. Esas amacı, parlamenterleri korumak değil, aksine onların her türlü düşünce ve projeyi gönül rahatlığı ile savunmalarına imkan tanımaktır. Parlamenter sistemde anayasal bir ilke olarak görüldüğünden dolayı da hemen hemen bu sistemle yönetilen (bir iki istisna hariç) her ülkede de vardır.

Dokunulmazlığın demokratik işleyişin devamlılığı ve doğası ile yakından bir irtibatının olduğu çok açıktır. Her şeyden önce her önüne gelenin meclis üyelerini tutuklaması ya da gözaltına alması demek sistemin kilitlenmesi demektir. İktidar ile muhalefet arasındaki çoğunluk farkının tek bir kişi olduğu bir aritmetikte iktidar partisine ait bir milletvekilinin göz altına alınması demek, demokratik olmayan yollardan iktidarın el değiştirmesi demektir.

 

SİYASET: HALKLA ÇÖZÜM ÜRETME

Demokrasi, esasında var olan sorunlara halkla birlikte düşünüp çözüm aramaktır. Çözüm arama sürecinde aklınıza gelen en aykırı ya da en saçma düşünceyi söyleyebilme imkanınız mutlaka olmalıdır. Böylesi bir atmosfer ancak yeni yolların denenmesi ile mümkün olabilir.

Meşhur fıkradır, geminin kaptanı, normal rotasında seyahat ederken radardan bir mayına doğru yaklaştığını fark eder. Geminin ağırlığı, büyüklüğü ve manevra kabiliyeti ile mayın arası mesafe gibi tüm teknik veriler geminin mayına çarpacağını gösterir. Hemen anons eder, tüm yolcular güverteye gelsin. Eline mikrofonu alır ve durumu yolculara anlatır. Kurtulabilmemiz iki türlü mümkündür. Ya çarpacağımız mayının mucizevi bir biçimde patlamamsı ya da büyük bir fırtınanın çıkıp rotamızı değiştirmesidir. Bu konuda bir önerisi olan var mı? Diye sorduğunda yolculardan birisi fırlar, evet var der. Hep birlikte mayına doğru üfürelim.

Diğer yolcular adamın bu fikrini çok komik hatta çocukça bulurken kaptan bu önerinin canlandırdığı fikirle gemiden mayına su püskürtmek sureti ile mayının rotasını değiştirmeyi başarır.

Eğer bize son derece komik gelen, ya da saçma diyebileceğimiz fikirleri de dinlemezsek dahası dillendirilmesine imkan tanıyamazsak doğal olarak en iyi çözüm projesini bulmamız mümkün değildir. Zaten Türkiye'nin Kürt meselesinde ki en büyük sorunu da bana göre budur. Bu alanın hep terörün ve şiddetin gölgesinde olmasıdır.

 

ÖRGÜTÜN AMACI BELLİ

Örgüt ve bileşenlerinin şiddetten yana olan tavırları, kan üzerinden devşirdikleri siyasi imkan ve oluşturdukları atmosfer bu alanı tamamen bloke etmiştir. Konuya nasıl bakıldığının tipik bir örneği olarak bugünlerde şiddeti yoğunlaştırıp daha çok kan döken örgüt paralel olarak Kürtlere şiddet uygulandığı propagandasını yoğun bir şekilde yürütmektedir.

Konu hiçbir şekilde farklı çözüm projelerine açık değildir. Çünkü var olan yapı hep silahlı vesayet ile tesis edilmiştir ve onların gölgesinde ve himayesinde var olan bu konu mankenleri nerede olursa olsun bu alanda kendilerine söylenenlerin dışında bugüne kadar hiçbir şey söylemediler ve söylemeyecekler de.

Elbette buradaki siyasi ve toplumsal yapılanmanın dönüşümündeki etkin rolün kimde olduğu biliniyor ama her kesin bir merciye kul olduğu bir yapı ile daha önce içinde olunduğundan dolayı isyan edildiği söylenen durumdan nasıl bir farkı vardır?

Türkiye bu çarkı kırmaya başladığı andan itibaren örgüt, siyasi uzantısı üzerinden duruma müdahale etmeye devam etmektedir. Bugün teröriste yalakalık, silaha selam durma noktasına gelinen sürecin ilk adımı aslında anayasa değişiklik paketinden parti kapatma ile ilgili maddenin düşürülmesi ile başladı.

Kendisini sadece mağduriyet üzerinden var eden bir yapı bu durum kaybolunca uyguladığı şiddete gerekçe bulamayacaktır. Bugün ülkeye, Kürtlere, siyasete ve geleceğimize en büyük zulmü yapanların kendilerini mağdur konumuna düşürmek için izledikleri politikaların bir başka yansımasıdır BDP PKK kucaklaşması.

Örgüt ve bileşenlerinin her kritik aşamada ülkedeki kamuoyunun ve siyasilerin hassasiyetlerine dokunarak yürüttükleri özel bir çalışmanın var olduğunu dikkate alarak öylece bu konuyu okumak ve tavır almak gerekir.

 

SÜREÇ NEREYE KADAR GİDER

Tabi ki eli silahlı örgüt üyeleri ile kucaklaşan ve bu görüntüyü de sırf birilerini asabileştirmek için veren birisi kim olursa olsun cezalandırılmalıdır. Hem de en ağır şekilde. Ancak bu suç topyekun bir parti kapatmaya ya da dokunulmazlığın kaldırılmasına kadar gitmemelidir. Evet, dokunulmazlık esas olarak var olan sorunla ilgili yeni ve özgün fikir üretme adına değil var olan siyasi projeleri yok etme aracına dönüştürülmüş ve yeni çözümlerin üretilmesini engelleyen bir kalkan haline getirilmiştir.

Bütün bunlara rağmen parlamenter sistemin temel unsurlarından birisi olan yasama dokunulmazlığı üç beş kendini bilmeze kurban edilmemelidir.

Yapılması gereken, dokunulmazlığı kaldırmak değil, vekilliği bitikten sonra gerekeni yapıp en ağır şekilde cezalandırmaktır. Zaten bu durumun farkında olan ve bu görüntünün ağır bir suç teşkil ettiğinin farkında olan hukukçu vekiller görüntüye girmemeye azami gayret gösterdikleri kolaylıkla fark edilmektedir.

Bütün bunların ötesinde yapılması gereken asıl çalışma, bu kişilerin ve bu zihniyete sahip olanlara karşı siyaseten daha dirayetli ve güçlü bir duruş sergilemektir. Bunların tekrar vekil seçilmesini durduracak gücünüz yoksa eğer bu anlama gelecek her adımınız ve işleminiz onlara daha büyük bir siyasi kazanç sağlayacaktır.

* Prof. Dr., Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi