Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Bursa'nın Sevincine Ortak Olmak (Mazhar Bağlı)

29.05.2011

Turcell Süper Lig, Pazar akşam oynanan maçlarla sona erdi ve lig tarihinde çok az rastlanır durumlardan birisi gerçekleşti. Bir Anadolu takımı, Bursaspor tüm rakiplerini geride bırakarak şampiyon oldu.

Benim futbol ile ilgim sadece sempati düzeyinde bir taraftarlıktır. Ev halkından kızım ve ben Galatasaraylı, oğlan Fenerbahçeli, eşim ise klasik bir Karadenizli olarak Trabzonsporludur. Evde taraftarlık açısından renkli bir dağılım var ama neredeyse hiç birimiz takımımızla ilgili detaylı bilgi sahibi değiliz. En çok bilgi sahibi olan belki de benim. Benim de bildiğim tek konu ise Fatih Terim’in GS’nın başına gelmemesi gerektiğidir. Bu konudaki kanaatim ise tamamen futbol dışı bir alandan devşirilen bilgilere dayanmaktadır. İlki, dünyanın en basit işini (futbol teknik adamlığını) yapıp bunu inanılmaz bir liderlik karizması, zihinsel ve teorik bir kurguya dayanıyormuş gibi gösterip elde ettiği tesadüfi tek bir başarıdan başka dişe dokunur hiçbir başarısının olmaması, ikincisi de yapılan iş ile yakıştırılan sıfat arasındaki asimetrik durumun farkında olamayacak kadar megaloman olmasıdır.

Bir GS’lı olarak tabi ki FB’nin yaşadığı dramatik son beni de büyük sevinçlere gark etmiştir. Ezeli rekabetin gereği olarak onlara bu hüznü yaşatanlara da derin bir sevgi duymaktayım. Ancak şampiyon olan Bursaspor’un daha önce ligde Diyarbakırsporla yaşadıkları üzerinden elde ettiği haksız kazanç bu sevinci gölgelemekte ve diğer Anadolu kentlerinde olduğu gibi Diyarbakır’da da insanlar onun şampiyonluğunu kutlayabilirlerdi. Hatırlanacaktır Bursa-Diyarbakır maçında Bursalılar, hem oyuncuların hem de teknik heyetin siyasi bir duruşları olmadığı halde bu kentin takımına sahada açık bir ayrımcılıkta bulunarak “PKK dışarı diye” tezahüratta bulunmuşlardı ki aksine Diyarbakır kamuoyunda da takım, resmi ideolojinin ajanı olarak kabul edilir kimileri tarafından. Ve bu maçtan sonra gelişen olaylar Diyarbakırsporun da düşmesine neden oldu denilebilir. Evet, Diyarbakırspor teknik heyeti ve yöneticileri son derece beceriksiz ve başka türlü bir hesabın peşindeydiler ama Bursaspor da onların bu başka türlü taktiklerine gönüllü olarak çanak tuttu.

Aslında futboldaki teknik heyetin ve oyuncuların siyasi bir tercihte bulunmaları bana göre normal karşılanmalı ve hatta bu durumda olanlar takdir bile edilmelidirler. Dünyaya ve çevresine duyarlı bir spor adamının işini daha bir ustalıkla yapacağını düşünenlerdenim. Bundan dolayı da spor dünyasındaki kişilerin dünya görüşleri de benim için ilginçtir. Sol ideolojiyi benimsediğini söylemekten çekinmeyen bir futbolcu da ulusalcı takılan ve başörtüsü yasağı için kendisine özel roller biçen bir teknik direktör de dikkatimi çeker. Keza eşi başörtülü bir teknik adama, ramazanda oruç tutan bir futbolcuya da başka türlü bir sempati duyarım.

Bursa’nın şampiyonluğu haklı olarak bir Anadolu efsanesi gibi okunabilir ama keşke rakiplerine haksızlık etmeden bunu becermiş olsaydı. Anadolu takımlarının başarısı aslında pek çok kişide büyük bir sevince neden olmaktadır çünkü futbol alanında da insanlar belli bir oligarşinin devam etmesini istemiyorlar.

Bugün FB dışındaki tüm takımların taraftarları, FB’den nefret ederler. Çünkü saha dışı olaylara en çok adı karışan takımın o olduğuna inanılmaktadır. Söz gelimi bir GS’lı olarak BJK’nın şampiyon olmasına üzülmem. Sanıyorum bir Beşiktaşlı da benim gibi düşünür. Çünkü GS’nın da BJK’nın da kendi emeği ile kazandığı bir başarıya inanılmaktadır. FB’nin ise saha dışı faaliyetlerle maçlar kazandığına dair yaygın bir inanç vardır. Bu konuda insanlar yanılıyor da olabilirler ama yaygın kanaat bu yöndedir. Kamuoyunda eski bir FB’li yöneticiye atfedilen “futbolcu alacağıma hakemi satın alırım” ifadesi artık bir atasözüne dönüşmüş gibidir. Bu tür bir şaibe, elde edilecek olan her başarıyı gölgeleyecektir. Bundan en çok kaçınması gereken Bursaspor ve Bursaspor gibi olanlardır. İşte o zaman bu başarılar herkesi sevinçlere gark edecektir.