Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

CHP'nin Sivil Toplum (Mühendisliği) Projesi (Mazhar Bağlı)

15.06.2011

Akademi dünyası birbirinden beslenen aktörlerden oluşan epistemik bir cemaat gibidir adeta. Özellikle aynı bilim alanında çalışanlar yüz yüze görüşüp tanışmasalar da birbirlerini yakından tanır ve takip ederler. Sizinle hem fikir olanlarla olmayanlardan edindiğiniz bilgi ve tecrübeler aynı sayılır aslında. Aynı çizgide olmadıklarınızı izlerken paylaşmadığınız teorilerdeki tartışmalardan haberdar olur ve bu sayede kendinizi sorgular ve yenilersiniz. Kendinizi tam kendi alanınıza kaptırıp dar bir alana hapsetmek üzereyken işin bir başka yönüne vurguda bulunan her bir ses sizi daha geniş bir pencereden bakmaya icbar eder adeta. Bu bağlamda söz gelimi darbeciliğin ve statükoculuğun karşısında olan her bir sosyolog için Emre Kongar iyi bir parametredir. Kürşat Bumin’in de deyimiyle “Kongorolojiyi” izleyerek gerçek sosyolojinin tadına varır insan. Bir sosyolog olarak iyi ki benim böyle bir bakışım ve değerlendirmem yokmuş der ve az da olsa bildiklerinizle gurur duyarsınız. Muhtemelen bu durum Kongoroloji tilmizleri açısından bizim için de aynen geçerlidir.

Aslında bu yazıda asıl ele almak istediğim konu CHP genel başkan yardımcısı sayın Sencer Ayata ve CHP için hazırlamış olduğu Sivil Toplum Raporudur. Ama konu elde olmayan sebeplerden dolayı bir prototip şahsiyet olarak zorunlu bir şekilde Kongar’a da uzandı. Kendisinin nezaketine olan güvenimdendir bu cesaretim.

CHP genel başkan yardımcısı sayın Ayata, ülkemizin iyi sosyologlarından birisidir. Haddimi aşacak laflar etmek ve kendimi de onu tartan bir konuma yerleştirmek istemem ama bilirim ki hoca, naziktir, akademi dünyasında yardımlaşmayı sever ve genel mesleki ilkelere dikkatle uyan birisidir. Kentleşme konusundaki teorik bilgisi son derece ileri düzeydedir. Yabancı dili çok iyidir vs. ama sayın Ayata, bu ülkeyi ve bu ülkenin sorunlarını gerçekçi bir pencereden okuyabilecek bir performans gösteremiyor ne yazık ki. Özellikle daha önce başörtüsü meselesinin çözümü konusunda önermiş olduğu “stilist” yaklaşım genelde CHP zihniyetinin ve özelde de kendisinin sorunlara ve topluma nasıl baktığını göstermektedir.

Bu yaklaşımı biz “taşralılar”, lüks otel pencerelerinden bakılarak elde edilen yerel bilgiyle yurt dışından devşirilen teorik birikim ile dil bilgisi ve akademik tecrübenin karşımı sonucu ulaşılan bir perspektif olarak görürüz. Elbette kıymetli bir yaklaşım ve değerlendirmedir ama akademik bir kariyer sağlamanın ötesinde toplumsal ve siyasal bir karşılığı yoktur bu yaklaşımın.
Toplumda hiçbir karşılığı olmayan bir bilgiye sahip olan birisinin yapması gereken toplumu kendi “gözünün alanına dahil etmek” midir yoksa kendi bilgisini değiştirmek ya da yenilemek midir?

Bu soruyu hem CHP hem sayın Ayata hem de bu rapor için ayrı ayrı örnek alanlar üzerinden soralım. CHP, toplumda var olan inanç biçimlerini olduğu gibi mi kabul etmek istemektedir yoksa kendi bildiği ve doğru olduğunu düşündüğü bir forma sokarak mı kabul etmek istemektedir? Sayın Ayata, başörtüsüne bir özgürlüğün verilmesi için mi “stilizm” önermekte yoksa kendi istediği gibi bir form mu görmek istemektedir? Bu raporda sivil toplumun güçlendirilmesi, gerçekten devlet erkinin farklı toplumsal kesimler üzerinde kurduğu baskıyı bertaraf etmek için mi önerilmektedir yoksa iktidar partisinin elinde olduğu için mi devlete karşı olunması savunulmaktadır? Acaba bir düzene sokulması gerektiğini söylediği sivil toplum kuruluşları ya da cemaatler CHP’nın yanında ya da elinde olsaydı yine de aynı karşı duruşu sergileyecek miydi?

El Cevap: CHP, halkın inançlarını, değerlerini ve kültürünü olduğu gibi kabul etmediği sürece izleyeceği her tür politika, üreteceği her proje doğal olarak bir toplum mühendisliği operasyonu olmaktan öteye geçemeyecektir. Aydınlanmacılıktan vazgeçmediği sürece bu iş yürümez. Toplumu önce anlamalı sonra aydınlatmalılar belki. Ama önce aydınlansın sonra da beni anlasınlar gibi bir yaklaşım uzun bir süredir dünyada karşılık bulmamaktadır. Çünkü aydınlanmacılık her ne kadar çok parlak bir kavram ve süreç gibi görünse de esas olarak bireyin özgürlük tutkusunu ve özlemini sınırlandıran bir düşüncedir. Klasik dönemin parlak fikri idi ama günümüzde bir karşılığı yoktur. Belki hoca da hala bu alanda kala kalmıştır.

İki, sayın Ayata, Türkiye’de var olan toplumsal yapının temel parametrelerinin kimi siyasi projelerle belli bir yöne doğru değişebileceğine inanmakta ve kendisini de bu değişimin öncü aktörü gibi görmektedir. Geçenlerde söz konusu raporla ilgili görüşlerine başvurulmak üzere NTV’de Banu Güven’in programına katılmıştı. Gerçi kimi soruları kızarak sormasını engelledi ama kadıncağız yine de mesleğinin gereğini yerine getirmenin azmi ile kıvranarak asıl meseleleri dolaylı da olsa sormayı denedi. Fakat nafile. Bu bahsi diğerdir. Asıl mesele ise şudur, toplumsal doğayı biliyor olmak kişiye gidip bir küçük çocuk gibi toplumu elinden tutup kırlara doğru koşturabilme ve gezdirme imkanı vermez. Dahası toplum elinden tutmaya gelenin nereye götüreceğine de bakmıyor aslında gelenin kim olduğu daha çok önemli.

Rapora gelince, bu rapor iki temel konuyu içermektedir. İlki bireylerin iktidarın etkisinden ve cemaatlerin baskısından kurtarılması diğeri de kurtulan bu bireylerin sırtını nereye veya kime dayandıracaklarıdır. İkinci kısmın cevabı ilk cümlede gizlidir zaten. İktidar ve cemaatlerden kurtarılan bireyler bir öz bilince sahip olacaklar ve hemen ardından da fevc fevc sivilleşmenin ana damarını oluşturan tek siyasi parti CHP’ye gelecekler, sırtını sivil siyasete dayadıktan sonra da oylarını Gandi Kemal’e vermeye koşa koşa gideceklerdir. Ama bir sorun var. Önce bu cemaatlerin, sonra bu toplumun sahip olduğu inancın daha sonra da iktidarın değişmesi gerekir. Bir de bu din denen olgu eğer sadece manevi doyumu sağlayan bir fantezi olarak kalabilse bu alandaki pek çok sorun da kendiliğinden çözülürdü zaten. Hatta bireyin yalnızlaşmasının önüne bile geçilirdi.

Biliyorum mevzuyu çok uzattım ama rapordaki şu cümle şimdiye kadar söylediklerimi özetler niteliktedir: “CHP, biat kültürü ve bağımlılık ilişkileri yaratarak mensuplarına özel çıkar sağlayan anlayışı reddeder.” Yoksa CHP kendi kendisini de inkar edecek bir konuma veya düşünceye geldi de bizim haberimiz mi olmadı?

Son olarak aslında bu yazıya yazmamın iki temel nedeni vardır, birincisi siyasi bir taraf olarak rakibimin beceriksizliğini göstermek, açıklarını gün yüzüne çıkarmak ve elbette insanlar katındaki inandırıcılıklarını zayıflatmaktır. İkinci konu ise samimi bir meslektaş desteğidir. Sayın ayata’nın siyasette iz bırakacak işler yapabilmesi için mütevazı bir katkıdır. Bu eleştirilerim onun gediklerini kapatmasına katkıda bulunacaktır. Piyasanın tamamen boş olmadığını hatırlamasına vesile olmaktır.