Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Çözüm neyin pazarlığıdır?

18.03.2013

Terör ve şiddetin bitirilmesi için yürütülen çalışmaları heyecanla karşılayan ve umutla bekleyen kahir bir ekseriyetin yanında neye karşılık veya niçin sorusunu sorup işi bozmak isteyen bir kesimin de var olduğu görülmektedir.

 

Her ne kadar ilk duyduğumuzda buna çok şaşırsak da, şiddetin bitmesini istemeyenlerin sahip oldukları ideolojinin izini sürdüğümüzde esasında bu meselenin kanlı bir hale gelmiş olmasına neden olanları buluruz.

 

Bu coğrafyaya etnisite üzerinden politik projeler üretip saatli bombalar yerleştirenlerin sahip oldukları epistemolojinin ilk önermeleri ile bugün sürece karşı çıkanların önermeleri aynıdır.

 

Bunun için de çözüm sürecini içeren her adımı engellemek için uğraşmaktadırlar. Ve keza bir konu daha var. Ki bence çözümden canı sıkılanlar için diğerinden çok daha etkileyicidir. İdeolojik kıskançlık.

 

Bu sorunun çözümünü gerçekleştirmiş bir siyasi hareketle artık rekabet edemeyeceğini görenlerin oluşturduğu bariyerin aşılması kolay olmayacaktır.

 

Çözüme karşı çıkanların geleneksel olarak izledikleri yol insanları olmayan olgular üzerinden korkutmak. Nedeni olan bir korkuyu bertaraf etmek mümkün olabilir, ama sebepsiz bir korkuyu yok etmek imkansız gibidir.

 

Korku üzerinden yürütülen propagandanın çok etkili olduğuna dair elimizde pek çok örnek de var zaten. Bu konuda izlenen yol son derece basit ama bir o kadar da etkilidir. Milletin duygularını derinden kamçılayarak korkutmak. Ki bugüne kadar da hep bu yol izlenmiştir.

 

Oysa burada korkmamız gereken durum, “çözümün” sabote edilmesidir.

Her şeyden önce yapılmak istenen; her bir etnik unsuru farklı bir kefeye koymak değil, bir araya getirmektir. Sadece fiziki olarak değil, aynı zamanda duygusal olarak da bir araya getirmektir.

 

Bu açıdan bakıldığında, çözümün gerçekleşmesi sonrasında “Türklerle” kavga edileceği propagandası esas olarak yürütülen projenin ruhuna aykırıdır.

 

Dünyanın diğer ucundaki coğrafyalar için dahi uykusu kaçan bir geleneği tevarüs eden siyasi bir hareketin kendi coğrafyasında kimi operasyonlara girişeceğini iddia etmek kötü niyetli bir yaklaşım değilse bile, toplumsal barış, huzur ve sükun istemeyen bir duruşun dışa vurumu olarak anlaşılmalıdır.

 

Toplumsal alanda giderek kardeşliğimizi ve birlikteliğimizi bozan, geleceğimizi tehdit eden bir sorunun bertaraf edilmesi için değil daha derinleşmesi için çabalayanlara ne denilebilir ki?

 

Başlıkta sorduğum soruya tam da burada cevap verilmelidir.

 

Evvela vurgulamak gerekir ki bu soru (Çözüm Neyin Pazarlığıdır?) bizim toplumun sahip olduğu ve olmak istediği barışçıl bağlamımızda bir yere oturmuyor! Yüksek bir “iyilik” tahsil etme aracı olan müspet siyaset karşısında terör örgütlerinin bir taraf olabileceği düşünülmemelidir!

 

Gerçekten bir örgütün varlık sebebi silahsa o zaten silahı bırakıp müzakereye başlamakla insani olanı yapmıştır. Devleti silahı bırakma karşısında bir şey vermeye mecbur bırakacağını düşünen her kim varsa bilmelidir ki karşısında milleti bulacaktır.

 

Çünkü devlet milletin ta kendisidir. Bunun yanında sürecin maddi gerçekleri ve gerekleri elbette vardır ve bunların gereği yapılır.