Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Çözümsüzlüğün Temel Nedeni Faşizm Kardeşliği

03.01.2012

Kürt meselesini çözümsüzlüğe sürükleyen dinamikler gayri meşru iki kardeştir. Bunlardan birisi statüko ve onun ideolojik ajanlarıdır bir diğeri de metafizikten arındırılmış totaliter devrimcilik retoriğidir. Her ikisinin ortak atası ise faşizmdir. MAZHAR BAĞLI*

Kürt meselesi ilk ortaya çıktığı dönemlerdeki temel sosyo-politik alanlarının ve referanslarının dışına çıkarak artık farklı bir konuma ve yapıya doğru evirilmiştir. Hem bu mesele üzerinde inşa olan yapılar hem de bölgedeki halkın genel algısı hayli değişime uğramış ve giderek iş pek çok alanı içine alan bir sarmala dönüşmüştür. Bugüne kadar onlarca PKK'lıyı öldürenlerin cenazeleri sırf bu iş bir açmaza girsin, kin ve adavet kök salsın diye PKK yandaşlarının omuzlarında toprağa verilmiştir. Daha açık bir ifade ile Kürtler ve Kürt meselesi ile ilgili gelişmeler doğal içdinamiklerle gelişip toplumsal bir dinamizmin öngördüğü bir mecrada gerçekleşmedi bugüne kadar ve bundan sonra da gelişmeyecektir. Hep olağan üstü hal durumlarının içinde dönüştü ve kaldı. Bölge insanı, onurunu ve haysiyetini rencide edenlerden kaçarken bir başka şahsiyet avcısının hedefi olmaktan kurtulamadılar. Devlet onları tahkir etti ve onlar da bu tahkir edilen özelliklerini kutsadığını söyleyen örgüt ve bileşenlerine doğru koşmaya başladılar. Ancak burada bir başka canavarla karşılaştılar ve işin can sıkan en önemli tarafı ise bu canavarın bir öncekinden çok daha vahşi ve gaddar olmasıdır. Ölü bedenlerin üzerinde gezinirken küstah sırıtmalarla poz veren bir ejderha var artık karşımızda.

EJDERHANIN HİKAYESİ

Altay Ünaltay'ın "Uygarlık Alaturca -Bir Şark Masalı: Batılılaşma-" kitabında farklı bir versiyonu olan meşhur bir hikaye vardır; bir şehir devletinin yanı başındaki dağın sarp kayalıklarında kuş uçmaz kervan geçmez mağaralarında yaşayan bir ejderha varmış. Bu ejderha ara sıra şehre iner, insanlardan yakaladığını öldürür yakalayamadıklarına da korku salarak büyük zararlar verirmiş. Ahali, kimi zaman buna bir takım hediyeler vermek sureti ile şerrini def etmeye çabalasalar da kalıcı bir çözüm bulamamışlar. Ülkenin tek meselesi bu canavarmış. Kral ve ahali hep bu meseleye bir hal çaresi olacak bir yol bulmaya çalışırken ülkenin kahramanları, yiğitleri, cengaverleri bu ejderhayı öldürmek için tek tek bu canavarla savaşmaya giderler ve hiç birisinden bir daha haber alınamazmış. Giden geri gelmez olmuş. Artık ülkede kahraman kalmamış. En son kahramanlarını da büyük bir heyecan ve endişe ile bu canavarla savaşmaya uğurlarken herkesin yüreği ağzındadır. Son şanslarıdır çünkü bu durum. Ülkeyi bir kâbusa çeviren bu canavarın hakkından gelinmediği zaman rahat edemeyeceklerinin farkındalar. En son kahraman büyük bir tören ve seremoni ile ejderhayı öldürmeye gönderilir.

Zorlu bir yolculuktan sonra ejderhanın inine gelen adam/kahraman, karşısında yedi başlı ve kocaman bir yaratık görür. Bu canavarla savaşa girişir ve yiğitliğini konuşturarak onu öldürür. Büyük bir oh çektikten sonra, etrafı kontrol etmeye başlar. Mağaranın derinliklerinde göz kamaştıran bir hazine ve çevrede irili ufaklı hayvan kemikleri görür. Ancak hiç insan kemiği bulamaz etrafta. Şimdiye kadar ejderha ile savaşmaya gelip ölenlerin izine rastlayamaz. Elini hazineye attığı anda birden kılıç tutan elinin tüylenmiş olduğunu, tırnaklarının uzadığını ve öldürmüş olduğu ejderhaya benzemeye başladığını görür. Korkudan bağırmak ister ancak tuhaf bir homurtu çıkar ağzından. Canavarı öldürmeye gelen adam canavarlaşmıştır. Artık yeni gelecek olanı ejderhaya dönüştürecek olan o olmuştur.

OVADAKİLER DE EJDERHALAŞINCA

Bölgede tek parti döneminden kalma baskıcı ejderhaya karşı çıktığını iddia edip onu yok edeceğini söyleyen örgüt ve bileşenleri, çıktıkları dağlarda o ejderhanın kendisi oldular. Bugün artık her geleni canavarlaştıran bir mekanizma kurmuşlardır. Hatta bütün bir bölgeyi canavarlaştırmak istiyorlar. Kawa olma iddiası ile yola çıkanlar Dehak'laşmış bir retoriği manipüle ederek her gün beyinlere kazımaktadırlar.

Arkasına aldığı çetelerin gücünden aldığı cesaretle pervasızlaşanlar, Uludere'de kaza sonucu katledilenlerin taziyesine yetkililerin gelmesini engellemek için her türlü hokkabazlığı siyasi ikbal adına yaparken gerçekten amaçları bu insanların hayatını kaybetmelerinden kaynaklanan acıları hafifletmek midir? Ya da bunların hukukunu savunmak mıdır? Hep söylemişimdir, tekrar ediyorum Diyarbakır'da devam eden en büyük faili meçhul soruşturması olan Temizöz davasına hangisi kaç kez katıldı? Bugüne kadar bu çetenin katlettiği kaç kişi için bir taziyede bulundular? Örgütün iç infazlarından hangisi için bir tek damla gözyaşı döktüler? Hiç birisini, çünkü amaçları acıları paylaşmak değil, acıları siyasi bir ranta dönüştürmektir.

Bunların asıl hedefi, canavarın yerine kendileri geçmektir. Döktükleri kan kadar itibar kazandığını düşünen bir yapının kan akmasından rahatsız olmuş gibi yapması kimi ikna edebilir ki?

FAŞİZM KARDEŞLİĞİ

Bu meseleyi bir açmaza sürükleyen asıl dinamikler gayri meşru iki kardeştir. Bunlardan birisi statüko ve onun ideolojik ajanlarıdır bir diğeri de metafizikten arındırılmış totaliter devrimcilik retoriğidir. Her ikisinin ortak atası ise faşizmdir. Faşizm ise şeytani bir tavır olarak insanlığın tüm zamanlardaki en büyük düşmanıdır. İnsanlığın düşmanı olan bir söyleme yaslananlar insanlar için daha huzurlu bir gelecek vaat edebilirler mi?

Ama kim hangi hesabı yaparsa yapsın, "Allah, gözlerin ihanetini de bilir, gönüllerin sakladığını da."

Son olarak hiç kimse bölgede var olan temel geçim kaynaklarından birisi olan kaçakçılık üzerinden ülke ekonomisine verdiği zararlardan veya yasa ihlalinden bahisle bu konuya bir mazeret uydurup kendisini rahatlatmasın. Terör ve statükonun elbirliği ile yok ettiği bölgenin ekonomik dinamiklerine halk kendince bir çare bulmaya çalışırken başvurduğu yollardan birisidir. Kimi zaman işin içinde terör örgütü ve bileşenlerinin de olduğu durumların varlığı da bilinen bir gerçektir. Maharet bu durumun farkına varıp terörle bağlantılı olanı ayıklayabilmektir.

Yasal her suçun toplumsal meşruiyeti var gibi davranmak sosyolojiden haberdar olmamaktır, toplumu bilmemektir. Kaçakçılık yasal olarak yasaktır ama toplumsal olarak meşru görülür. Kimse kaçak bir ürünü tüketirken herhangi bir suç işlediğini ya da haram yediğini düşünmüyorsa eğer burada yasa ile toplum arasında kurulan illiyet rabıtasında bir sorun var demektir.

* Doç. Dr., Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi