Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Değişimin Doğallığı (Mazhar Bağlı)

26.06.2011

Ünlü antik düşünür Efesli Heraklitos, en çok değişim üzerine söyledikleri ile bilinir. Ama onun siyaset, adalet-kanunlara saygı ve yönetim üzerine söyledikleri daha çarpıcı ve hikmetlidirler. Onun asıl işaret etmek istediği şey, değişime ayak uydurmakta gecikmenin neden olabileceği bağnazlıktır. Bu bağnazlıktan kurtulmak için de doğayı doğru bir biçimde okuyabilmenin önemine vurguda bulunur. Bu okumayı anlaşılır kılmak için söylediği söz veya verdiği örnek olan “bir nehirde iki kez yıkanmaz” özlü sözü esas olarak değişimi fark etmeyi çağrıştıran bir çağrıdır.

Bu çağrı sadece dış dünyayı anlamaya yönelik bir amaç da içermez. Aynı zamanda insanın kendi doğasıyla uyumlu, kendisi ile barışık bir iç dünyaya kavuşmasına da işaret eder. Dünyanın değiştiğini görüp bunu kabullenmemek herhalde insanın canını sıkabilecek olan en kapsamlı dönüşümlerden birisidir. Heraklitos’un çağrısı da bunadır. O halde bu değişim sürecine katkıda bulunmak insanı psikolojik olarak da rahatlatacak bir ruh haline işaret eder.

Halkoyuna sunulan anayasa paketinde Hayır’cılar açısından da aslında Heraklitos’un işaret ettiği gibi bir durumdan bahsedilebilir. Onun deyimi ile her şey değişmektedir. Ama siz değişime direnmek isterseniz de bu değişim gerçekleşecektir.

Değişimden korkmamak ve onu yönlendirme çabası içinde olmak gerekir. Ama hayırcılar hem kendi doğalarına hem de eşyanın doğasına uygun olmayan bir tutum içinde olup değişimi durdurabileceklerini varsaydılar. Hem de bunu çok basit bir söylem ve kifayetsiz aktörler üzerinden yürütmek istediler. Sonuç onlar için de Hayırlı oldu. Tabi ki siyaseten kaybedilmiştir ama bireysel olarak onlar da kazanmışlardır. Sadece demokrasinin gelişmesinin sağlayacağı imkanlar ile hukuki düzenlemeler değildir kastım. Yukarda bahsi geçen değişim atmosferinin sağlayacağı psikolojik rahatlamaya işaret etmek istiyorum. Aslında bu süreç, sabitlerinden bir türlü vazgeçemeyen birisini farkında olmadan bulunduğu konumdan alıp farklı bir perspektiften dünyaya bakabilecek bir yere oturtmak gibidir. Onlar da artık akıntıya karşı kürek çekmek zorunda kalmayacaklar. Çünkü statükoyu koruma cinnetinden vazgeçmelerine yardımcı olacak önemli bir dönüşüm gerçekleşti. Hem doğada hem de toplumsal yaşamda mutlak bir kontrolün olmadığını fark edip kimi işlerin kendi rayında devam etmesine tahammül etmeye başlayarak rahatlayacaklardır. Bu tahammül etme durumu şartların dayatması ile olmamış olsaydı belki daha uyumlu bir süreç olabilirdi ama böylesi de hiç yoktan iyidir.

Unutmamak gerekir ki Heraklitos’un dediği gibi değişimin olduğu bir dünyada insan bu değişimin dışında kaldığı sürece hem fiziksel olarak hem de psikolojik olarak yorulur ve gerilir. Ruh sağlığı bozulur. Kendi kendisi ile bile kavgalı hale gelir. Aslında sosyolojiyi de günümüzde bu kadar önemli bir disiplin haline getiren asıl nokta da burasıdır. Onu aynı zamanda bir değişim bilimi olarak da tanımlamamıza neden olan asıl faktör değişimi okuyabilme parametrelerini somutlaştırmasıdır. Hem de her kesin soyut bildiği kimi alanları somutlaştırarak yapar bunu. Durkheim’ın İntihar’ında olduğu gibi.

Özetle gerçekleşen halk oylamasında elde edilen sonuç, değişimin toplumsal iç dinamiklerle uyumlu bir sürece girmesinde önemli bir katkı sağlayacak ve değişimden korkanların korkularını yenmesine de yardımcı olacak bir atmosferin doğmasına neden olacaktır. Korkmamız gereken değişim değil, değişime direnen statükodur. Statüko, sahip olunan konumda bir heykel gibi durmayı öngörerek bireyi de tehdit eden tahripkar bir pozisyondur. İstemediğiniz halde süreç sizi yerinden edebilir. O’nun da dediği gibi: “Karşıt olan şeyler bir araya gelir ve uzlaşmaz olanlardan en güzel uyum doğar. Her şey çatışma sonucunda meydana gelir”.