Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Deniz Gezmiş ve idamın ideolojik politiği!

16.05.2013

Geçen hafta gündeme gelen ancak daha can alıcı meselelerin varlığından dolayı bahse konu edilemeyen bir konu vardı. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilişinin yıldönümü. Malum, Deniz Gezmiş ve arkadaşları bundan 41 yıl önce, 6 Mayıs 1972 yılında idam edildiler. Mayıs’ın ilk haftası bu konunun gündeme geldiği bir dönem olmuştur çoğu zaman.

 
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını idam eden cuntacılar, ilginç bir strateji izleyerek kendilerini bu işin sorumluluğundan arındırmışlardır. Hem de bunu onun “yoldaşları” gerçekleştirdiler.
 
 
Kuşkusuz bu idamlar belli bir kesimin hafızasında büyük izler bırakmıştır. Onunla ortak bir ideolojiye inanların son derece romantik bir ünsiyet kurmalarını da anlamak gerekiyor. Ancak bu idam sehpasını kuranlar, sandalyeye tekme atanlar ve kararı verenler ile bu romantik bağı kuranların dolaylı da olsa ideolojik bir akrabalıklarının olduğu da inkar edilemez bir gerçektir.
 
 
Bu ülkede idam denilince her ne kadar en çok onun adı anılsa da biliyoruz ki ulusalcılar bir ulus yaratma adına binlerce kişiyi dar ağacında sallamışlar, yüzlerce kişinin ocağını söndürmüşlerdir. Buna rağmen yine de bu idam karşıtlarından hiç birisi bu kişilerin adını dahi bilmez. Belki konuya girilmesini bile istemezler.
 
 
Bu idamın oligarşi açısından son derece önemli bir işlevi dahi var; konuyla ilgili olmayan kesimleri suçlayarak doğabilecek olan öfkeyi özel amaçlar için yönlendirmektir. Bundan dolayı da bu ülkede en çok konuşulan idamdır. Esasında bunun çok özel bir önemi var o da onun sahip olduğu ideoloji, ya da takınmış olduğu tavır ya da duruşu falan değildir. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamının daha çok gündemde tutulmasının asıl nedeni bu “suç” üzerinden “milleti negatif meşruiyete” mahkum etmektir.
 
 
Bu idam protesto edilirken muhafazakar insanların özellikle suçlanmasının nedeni de budur. Bu cinayetlerde dahli olanların kendilerini temize çıkarmak için buldukları suçluların bu taraklarda asla bir bezinin olmadığı çok açıktır. Hatta bugün zımnen suçlananlar, o günlerde devlet denilen yapının kapısının önünden bile geçmeye cesaret edemiyorlardı.
 
 
Ama yine de idamcıların şahsında millet suçlanmıştır. Sanki egemen olan gerçekten milletmiş. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını idam edenler ulusalcı Kemalistler, bu idamı protesto edenler Ergenekoncu ulusalcılar. Suçlanan kim? Millet.
 
 
Ulusalcı Kemalistler idam ettiler, ulusalcı Ergenekoncular protesto ediyorlar. Hedeflerinde ise toplum var, millet var, halkın değerleri var. Tıpkı Zakari gibi.
 
 
Hatırlar mısınız, 28 Şubat sürecinde milleti tüm değerlerinden koparan proje olan sekiz yıllık kesintisiz eğitimin protesto edilmesindeki yürüyüşte kalabalığa karşı müstehzi bir eda ile genç bir kadın her zaman “kutsallığına inanarak çantasında taşıdığı” Atatürk resmini çıkarıp göstermişti. O yürüyüşe katılanların gözüne Atatürk portresini sokarak hepsini “gayri meşru” ilan etmişti. Ancak daha sonra anlaşıldı ki bu coğrafyayla alakası olmayan bir dünyadan buraya gelip buradakileri gayrı meşru ilan eden projenin bir parçasıymış.
 
 
Bir İngiliz idi. Yani I. Dünya savaşında bu ülkeyi işgal edenlerle aynı millettendi. Kurtuluş savaşını yapanların, bir başka ifade ile İngilizleri bu topraklardan kovanların evlatlarına karşı bir İngiliz, düğüne gider gibi savaşmak için peşinden koştukları adamın resmini gösteriyordu. O resmi bir meşruiyet sembolü gibi işlevselleştirerek herkesin gözüne sokarak onları bu ülkeden kovmaktan beter ediyordu.
 
 
Kimin sayesinde bunu yapmıştı? “Türkiye Türklerindir” diyen bir gazete aracılığıyla yapmıştı. Gazetenin üst düzey yöneticilerinin özel övgüsüne mazhar olan Zakari hepimize adam olmayı öğretmişti(!) Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını kim “yıldırım baskı” ile topluma duyurup yüreklere su serpmişti (!)? yine aynı gazete. Halkın iradesinin tecelli etmesini kaos olarak da gören bir anlayışın bu coğrafyanın asıl sahibi olabilmesini nasıl becerdiğini düşünüyorsunuz?
 
 
Eğer idamcıları masum, masumları idamcı gibi gösteremezse hiçbir alanında zerre kadar bir katkısı olmayan bir ülkenin nasıl tamamının tek sahibi gibi davranabiliyor?