Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Dünyevileşip Büyümek mı, Büyüyüp Dünyevileşmek mi?

22.01.2014

Ünlü Alman sosyolog Max Weber, aydınlanma öncesi dönemde “gözün” gerçeği görmesini engelleyen perdenin aralanmasına “büyü bozumu”, (disenchantment) tanımlaması yapar.

 

Hilal Kaplan, Yeni Şafak’taki köşesinde, ortaya dökülen ahlak dışı ilişkileri “yasa” ile açıklama çabasının tam olarak buna denk geldiğini vurgulayıp “Söz konusu olan, yıllardır bir göz odada, tüm tûl-i emellere sırtı dönük, gözü yaşlı bir hocaefendi değil miydi?...

 

Açıklama getirmeye çalışan cemaat mensupları, ya bu manzarayı uzun zamandır bildiklerinden ya da zevahiri kurtarmak için 'Bundan doğal ne olabilir?' diye defalarca tekrarlayarak gözlerimizin önünden kalkmış olan o örtüyü çekiştirmeye, geri sermeye çabalıyorlar.” ifadeleri ile durumu özetlemişti. Benim burada değinmek istediğim ise bu “büyü bozumu”nun makro ölçekteki söylemi itibarsızlaştırması ile geleneksel söyleme karşı bir düşmanlığın yaygın bir hal almaya başlamasıdır ki bunu genel anlamda dünyevileşme olarak da okuyabiliriz.

 

Çünkü dünyevileşmenin başlamasına giden yol, uzunca bir süredir arkasına gizlenerek yürütülen pek çok faaliyeti artık onunla örtemedikleri için o söyleme düşman olma psikolojisine eşlik ederek somutlaşmaya başlayacaktır. İslami duyarlılıklar üzerinden yürütülen gayri nizamı harbi örtemeyen bir inanç ile alakamız olamaz dercesine bu alandan uzaklaşmaya başladılar.

 

Nitekim paralel yapının öncü isimleri artık yüksek sesle dini bir cemaat olmadıklarını dillendirmeye başladılar. Dahası sayın Gülen de Wall Street Jorunal Dergisine verdiği mülakatta tüm “Türk Halkı ve demokrasi” adına bir mücadelenin içinde olduğunu iddia etmektedir.

 

Oysa alt tabakadaki elemanların metafizik bir kandırılmışlık ile çalıştırıldıklarını ilgili ilgisiz herkes yakından bilir. Keza hepimiz de biliriz ki kurulan bu düzeni besleyen ekonomik mekanizma piyasa koşulları ile değil, dini idealler üzerinden yürümektedir.

 

Piyasa koşullarının dışındaki yollarla para içeriye girdikten sonra “trans nation” bir sisteme eklemlenir ve tamamen farklı bir mekanizmaya dönüşür. “Himmet” olarak toplanan paralar, sisteme girdikten sonra kolaylıkla WSJ de ülkeyi yerme çabasına yönelik lobiciliğe aktarılabilir ya da siyasi algı için özel hizmet alımlarına sunulabilir. Tabi ki cemaatin tevil ve takiyye kabiliyeti bu durumu tolere edebilir ancak daha önce arkasına sığınabildikleri inancın bunca beyanat ve afişe olma durumundan sonra aynı işlevi yerine getirebilmesi imkansız olacaktır.

 

“Nasıl bu düşüncemizi örtmüyor” hırsına muhatap olarak da temel İslami kuralları koyacaklardır. Bir başka ifade ile strateji icabı büyüyü bozma girişimi doğal olarak dini inanç ve geleneklere karşı bir düşmanlığı doğuracaktır.

 

Dini inancı bir işleve mebni olarak yedeğine alan her yapı o işlevi yerine getiremediğini gördüğü andan itibaren ilk önce o inancın genel söylemine zarar vermeye başlar. Dönüştürür. Dünyevileştirir. Dinler tarihi aslında biraz da bu dönüşümün tarihidir dense yeridir.

 

Din üzerinden dünyevi bir mekanizmayı tesis ederken dinin temel değerlerini dünyevileştirerek onun sonunu da hazırlamış olacaktır. Tabi ki İslam bu konuda (dünyevileşmeye karşı) diğer dinlerden çok daha farklı bir koruma mekanizmasına sahiptir ve bu kulunuz da buna kalbten inanmaktadır. Ancak bu tartışmanın esas dinamik alanının ekonomi olduğu gerçeğini de unutmamak gerekir.

 

Bir kehanette bulunmak istemem ve gelecekle ilgili kimsenin inancına peşin bir rezerv konulmasına dair bir imada da cidden bulunmak niyetinde değilim ama göreceksiniz, pek yakında “bizim içimizde her inançtan insanlar vardır, dini bir amacımız da asla yoktur (ki WSJ de esas hedefin demokrasi olduğunu buyurmaktadır sayın Gülen) zaten biz İslamın global sisteme eklemlenebilecek bir toplumsal form içerdiğine de inanmıyoruz” diyeceklerdir, diyebilirler.

 

Büyüme ve güç elde etme uğruna son derece bozguncu olan bir dönüşümü, dünyevileşmeyi meşrulaştırma vebalinden kurtulamazlar. Güçlenince kendi yazgısını belirleyebilme kudretini kendinde gören bir anlayış sırtını dayadığı söylemin de yazgısını belirleyecek bir konumda görmeye başlayacaktır kendisini. Bütün bu tezgahlara rağmen hamdolsun ki İslam, garantili bir şekilde yüce yaratanın korumasındadır.