Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Ekmek mi Özgürlük mü? (Mazhar Bağlı)

24.05.2011

TBMM’inde görüşülmekte olan anayasa değişiklik teklifine karşı çıkan muhalefetin ileri sürdüğü temel argüman, söz konusu değişikliğin halkın içinde bulunduğu fakirliğe, yoksulluğa ve açlığa çare olmadığıdır. Oysa halkın birinci gündemi açlıktır, yoksulluktur, işsizliktir. Bu sorunlara çare araması gereken iktidar bunlar yokmuş gibi davranmakta ve kendi nüfuz alanını derinleştirmek için bir düzenlemeye gitmektedir denilmektedir.

Bu tarz bir karşı duruş, ülkemizdeki klasik siyasi analiz parametresi olan ekonomik kaygılarla oy verme varsayımına dayanmaktadır. Daha açık bir ifade ile bunlara göre vatandaş oy verirken sadece cebini düşünerek tercihte bulunur. Kendisini yoksulluktan kurtaracak olan birisini dört gözle beklemektedir. Ama her ne hikmetse bugüne kadar fakirlik edebiyatı yapan bu çevrelere halk, özellikle de fakir halk hiç ilgi göstermedi. O zaman akla gelen ilk ihtimal şudur: Ya bu tahlil doğru değildir ya da bu fakirlik-yoksulluk-işsizlik edebiyatı yapanların niyetleri farklıdır.

Burada bir niyet okumasında bulunmak doğru olmaz ama siyasi tarihimizde bugüne kadar gerçekleşen seçimlerin sonuçlarına kabaca bir göz attığımızda halkımızın birçok okumayı aynı anda gerçekleştirebildiğini görmekteyiz. Zaten bireylerin siyasi tercihlerini belirleyen faktörler de bir hayli fazladır. Ama tüm bunların üst şemsiyesi belli bir dünya görüşüdür. Bu dünya görüşüne paralel bir başka siyasi oluşum sadece ekonomik nedenlerle tercih edilebilir ama bu durum o kişilerin tarzlarını değiştirdiği anlamına gelmez.

AK Parti, ülkede bu geleneksel siyasi tarzın parametresini değiştiren bir politik çatı oluşturdu aslında. İçinde farklı dinamikleri barındıran bu çatının asıl parametreleri de demokrasi ve özgürlüktür. Ve insanlar da artık buna göre siyasi tercihlerde bulunmaktadırlar. Sadece paralel yapılar arasında gidip gelmiyorlar. Sağdan sola kaymaların nedenlerinden birisi de bu değil midir? Çünkü siyasi söylemler artık sadece sınıfsal bir ayrım ekseninde varlık bulmuyorlar.

Aslında muhalefetin de bu durumu bilmiyor olması mümkün değildir. Ama buna rağmen konuyu; “ey halkımız ekmek mi istersiniz özgürlük mü” tarzında ifade etmekte ısrarlıdırlar. İtalya’nın meşhur faşist diktatörü olan Mussolini’ye atfedilen “halk benden ekmek istiyor özgürlük değil” sözünden mülhem olan bu ikilem aslında birbirini tamamlayan bir bütünü parçalamaya yönelik kurnazca bir girişimdir. Özgürlüğü olmayan bir adamın elindeki ekmeği güç sahibi birisinin alması zor olmaz, aynı şekilde ekmeği olmayan, açlıktan ölen hatta ölü birisinin elindeki ekmeğin de bir anlamı olmaz.

Muhalefet, mecliste önerilen anayasa değişikliğine ucuz bir polemik üzerinden karşı durmaktadır. Halk bu basit şark kurnazlıklarını görmekte ve referandum için sabırsızlıkla beklemektedir. Bu değişikliğin halkın hiç bir derdine derman olmadığını düşünenler halkın tek derdinin cebi olduğunu sanmaktadırlar. Elbette bu önemlidir ama insanlar yönetimde söz sahibi de olmak istemektedirler. En azından kendi temsilcilerinin de ülkedeki yönetim işleyişinde inisiyatif sahibi olmasını arzu etmektedirler. Bundan dolayı da bu anlamda yapılabilecek olan bir referandumda halkın ezici çoğunluğu kendisini yetkilendirildiğini düşünerek evet diyecektir. Her özgürlük talebinin karşısına fakirlik edebiyatı ile karşı koyanlar fakirliği de ortadan kaldıramazlar. Onlara göre bu değişiklik halkın yarasına merhem olmayacak, mesela Şanlıurfa’daki çiftçinin traktörünün hacz edilmesine engel olmayacaktır. O halde ben buna karşı çıkarsam o çiftçiler bana oy verirler diye düşünmektedirler. Oysa toplum bu tarz iki boyutlu ölçümlerle okuyabileceğiniz bir varlık değildir. Ve toplumu okuyamayan siyasetçileri toplum daha çok boyutlu açılardan okuyarak gerekeni yapmaktadır.