Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Gezi Ruhu

05.09.2013

Malum, gezi darbe girişiminden sonra hükümete karşı yürütülen her operasyonu büyük bir coşku ile karşılama ritüeli ve geleneği oluşmaya başladı ulusalcı çevrelerde. Özellikle de yönetici olmadıkları halde her konumda ve şartta kendisini hep böyle gören aydın-entelektüel kesimlerde bu refleks daha bir güçlenmeye başladı.

 

Tabi kendilerini hep yönetici gibi gördükleri için de halı hazırda yönetimde olan siyasi aktörleri de doğal olarak kendilerine rakip gibi görüyorlar ve bundan dolayı da bu darbeciler, başbakanı ya da herhangi bir bakanı gördükleri her yerde kendinden geçerek diktatör diye bağırmaya başladılar. Ve bunların akıl babaları da işte budur “gezi ruhu”. Hükümeti dize getirecek, keyfi uygulamalarına son verecek ve hatta düşmesine giden yolu açacak olan bu ruhtur, her kes bunu görsün ve kıymetini de bilsin demeye başladılar.

 

Ancak bu projenin en büyük açmazı bence tamamen Aleviler ve Ulusalcılar üzerinden yürütülüyor olmasıdır. Özellikle de ulusalcılar üzerinden yürüyor olması darbecilerin işlerini bir hayli zorlaştırmaktadır. Hatırlayınız lütfen, eskiden darbeler, halkın “göz bebeği” (TSK) üzerinden yürütülüyordu ve kimse gözüne çomak sokmayı aklından bile geçiremiyordu.

 

Bu ülkenin siyasi tarihine vakıf iseniz darbeci, baskıcı ve halk karşıtı bir proje olan ulusalcılığın (ki Kürt faşizmi de bunun diğer ikiz kardeşidir) her bir adımının halkı boğmaya yönelik olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz.

 

Darbeciliği özgürlük perdesi ile manipüle edebilmelerinin tek bir yolu vardır o da insanların etnik, ideolojik ve mezhepsel-dini duygularını derinden kamçılayan bir retorik sahibi olmaktır. Meşru hükümeti, gayri meşru yoldan devirmeyi hedeflemiş olan bu darbeci ruha en çok sahip çıkan, ya da onu yaygınlaştırmak isteyen aktörlerin münhasıran belli bir mezhep içinde olmaları bir tesadüf değildir.

 

İşin daha da ilginç olan tarafı yavuz hırsız misali, ülkenin kahir ekseriyetin düşüncesini ve iradesini yansıtan ya da temsil eden ruhun negatif meşruiyet alanına mahkum edilmeye çalışılmasıdır. Müslüman mahallesinde salyangoz satmanın da ötesinde bir durum var ortada.

 

Darbeci gezi ruhunu bize özgürlük meşalesi gibi göstermeye çalışanların bu ülkedeki siyasi geçmişlerine baktığımızda neler görüyoruz? Darbeler, dar ağaçları, yasaklar, yolsuzluklar, entrikalar, manipülasyonlar, asparagas haberler ve daha neler neler…

 

Peki bu gün farklı olan bir durum var mı ki biz gerçekten bu ruhun darbecilikten özgürlüğe doğru evrildiğine ya da değiştiğine inanalım? Hayır. Bence değişen hiçbir şey yok. Sadece şu var; insanlar artık siyaseti ve dünyayı bu darbecilerin gözü ve aklı ile okumuyor. Kendileri de okuyabiliyorlar ve iradelerinin siyasete yansımasının keyfini yaşıyorlar.

 

Sahi siz hiç darbecilerin “daha çok baskı” sloganı ile yönetime el koyduklarına ya da halka bu yönde bir vaade bulunduklarına hiç şahit oldunuz mu?