Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Görmeyen Gözlerin Gördükleri

12.12.2012

A. Hitchcock, düş gücünü mantıktan daha önemli bir konumda görür. Düşlerimizdir bizi hayatta tutan. Her bir düşlediklerimizi yansıtabildiğimiz alan sanatsal pratiklerdir. Sinema, bu alandaki kurgumuzu yansıtabildiğimiz en canlı alanlardan birisidir.

 

Fazla detaya girmeyeceğim ama Türk sineması düşlerimizi, hayallerimizi geleceğimizi konu edinen ve bunların içine bizi dahil edip yeni dünyaların kapılarını açabilen bir tarzı gelenekselleştirebilmiş değildir. Toplumda var olan pek çok sorun ne yazık ki kameranın görüş alanına girebilmiş değildir.

 

Özellikle de zahiren basit olduğunu sandığımız ama derinlerde pek çok tartışmayı barındıran konular hep göz ardı edilmiştir. Hukuk, felsefe, adalet, merhamet, şiddet, kötülük problemi ve iç güdüler gibi konuları sorgulayan ya da gösteren filmlerin sayısının sınırlı olmasını hep bir eksiklik olarak görürüm.

 

İran’lı yönetmen Majid Majidi’nin Bahceha-Ye Aseman (Cennetin Rengi) filmini ne zaman izlersem yüreğim burkulur. Engellilerle ilgili toplumun sahip olduğu yargıları ve ilişkileri sorgulayan film, yüreğimizi delerek izler bırakır.

 

Film şu cümle ile başlar; sen hem her yerdesin hem de görünmezsin. Bir sığınak bulup yalnızca  senden saklanmayacağım. Senin adından başka kimsenin adını anmayacağım.

 

Görme engelli bir çocuğun hayatından kesitler üzerinden merhametimizi ve onu hayatının dışına itmek isteyen bir babanın gelgitleri ve çelişkilerini konu edinir. İnsanın hayata bakışını değiştiren bir duygusallığı bu kadar içli bir şekilde sunabilen bir başka anlatımın olabileceğini sanmıyorum. Baba, tıpkı toplumda var olan kanaat gibi hep oğlundan kurtulmak istercesine onu çırak olarak çocuk gibi ama olan bir marangozun yanına verir.

 

Usta çocuğa dokunarak ahşabı tanıtırken eline bir damla gözyaşının düştüğünü hisseder ve çocuğa sorar:

 

Yoksa sen ağlıyor musun?, Erkek adam ağlar mıymış?, Yoksa daha bir saat olmadan aileni mi özledin?

 

Hayır

 

Ee o zaman?

 

Kimse beni sevmiyormuş ben ona ağlıyorum. Büyükannem azize de sevmiyormuş.

 

Sevseydi böyle olmazdı. Babamın beni buraya getirmesine izin vermezdi. Ama sebebini biliyorum beni kör olduğum için istemiyorlar. Eğer kör olmasaydım kasabadaki okula devam edebilirdim. Benden başka köyün bütün çocukları orda okuyorlar. Herkesten uzakta körler okulunda okuyorum.

 

Öğretmenimiz Allahın körleri sevdiğini söylerdi. Ben de bir keresinde madem bizi seviyor neden kör etti, neden kendisini görmemize izin vermedi diye sormuştum. Öğretmen de tanrının görünmez olduğunu söylemişti. Ama eğer istersek ona her yerde hissedebilir mişiz. ellerimizi uzattığımızda ona ulaşabileceğimizi söylemişti. Ben de o günden beri tanrıyı her yerde arıyorum. Ellerimi uzatıp onu arıyorum.

 

Marangoz ustası da son olarak der ki “Öğretmenin çok doğru söylemiş.”

 

Gerçekten biz görenler, görmeyenlerin dokunmalarını hissedebiliyor muyuz?

 

Birileri biz görenlerden hayata daha dikkatli bakabiliyor. Engelli kim acaba?

 

Sinemanın bu konulara uzak olmasını aynı bağlamda görebiliriz, kim bize yabancı biz kimin gördüğünü göremiyoruz?