Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Gülenizm: Taliban'ın ruh ikizi - Yeni Şafak Yorum

27.05.2014

Skolastizm, esas olarak var olan belli bir bilgi türünün diğer tüm bilgilerin güvenilirlik ve geçerlilik kriteri haline getiren düşünsel yaklaşımdır. Ki bu aynı zamanda faşizmin de kaynağını oluşturan zihniyete işaret eder. 'Benim ideolojim bütün doğruların en doğrusu ya da 'ben' en doğruyu bulabilecek istidada sahibim' iddiası malum şeytani bir ruh haline işaret eder.

Şeytan kendisi ile Hz. Âdem arasında 'özsel' bir ilişki kurarak kendisini farklı konumlandırdı. Bunu sadece bir ideoloji (iddia edilen bir tez) olarak benimsemedi. Aynı zamanda bu düşüncenin gereğini de yerine getirip pratiğe de aktardı. Âdem'e secde etmedi. Hz Süleyman'ın da Karun'un da hikayeleri bu iki tarihsel tavrın tipik örnekleridir. Hz. Süleyman 'Oku ben atmadım, Rabbim beni imtihan ediyor' demişti. Karun ise 'Bütün servetimi kendi müktesebatımla ben kazandım' demişti.

Elbette herkes kendi düşüncesinin doğru olduğuna inanır ve onun doğruluğunu savunur. Kendi söylemini bir başkasının iddiasından üstün de görür. En doğru yolda olduğunu da söyleyebilir ve söylemesi de gerekir. Bu konuda çok çeşitli tartışmalara da girer. Özcü bir düşünceyi de benimseyip kendisini en doğru olarak da görebilir. Bütün bunlar kişinin hakikat ile kurduğu ilişki üzerinden ancak test edilebilir.

Ancak ne zaman ki diğer doğruları ve iddiaları düşünce ile değil pratikler ile özsel gerekçelerle aşağılamaya başlarsa işte orada terminatör (yok edici) bir nihilizmin o özle bütünleşip tanrısal bir enaniyete eşlik etmeye başladığı görülür. Bu durum aynı zamanda kelimenin tam anlamıyla bir körlüğe de neden olur. Halk arasında 'kör şeytan' denilmesinin nedenlerinden birisi de budur. Çünkü kendi iddiasından başkasının iddiasını görmemeyi tercih etmiş ve aynı zamanda lanetlenmiştir.

GÜLEN ÇETESİ NELER YAPIYOR?

Lütfen Gülen Çetesi'nin de öncü aktörlerini dikkatlice dinleyin, her şeyi ben bilirim ve her sorunun cevabı vardır bende. 'Hoca efendi bir doktor kadar tıp bilimlerini bilir' sözünü binlerce kez işitmişsiniz. Her şeyi ben bilirim ve her sorunun cevabı bende vardır psikolojisi hem cehalete hem faşizme hem de şeytani hilelere işaret eder. Ki yaşanan süreç, tüm bunları somut olarak örneklendirmemize imkan tanıyan onlarca örnek olay üzerinden yürütülmektedir. Faşizmse faşizm, şeytanlıksa şeytanlık, hileyse hilelerin en alçağı mevcuttur.

Evrendeki tek 'doğru' benimkidir tavrı, zımnen bir ilahlık iddiasıdır ki her önüne gelene Gülen'in avukatının dava açmasını da bu bağlamda değerlendirdiğimi daha önce yazmıştım.

Bugün kendi çıkarları dışında hiçbir değer tanımayan, kimi ne ile suçluyorsa o günahı kat be kat işleyip hiçbir şey olmamış gibi pişkin bir şekilde karşımızda duran bu Gülen Çetesi'nin anılan şeytani zihniyetin bir yansıması olduğu görülmüştür artık. Gerçi pek çok kişi 17 Aralık darbe girişiminden önce de durumun böyle olduğunun farkındaydı ama esas olarak mekanizmayı deşifre eden bir süreç yaşandı. Pahalı ama sağlam bir bilgi elde etti bu ülke insanları.

FANTEZİ DÜNYALARI

Mesela bu çetenin sahip olduğu bütün medya organlarının sermayesi halktan himmet, burs, kurban, adak ve şantaj yoluyla toplanan paraların aktarıldığı bir havuzdan sağlandığını dünya alem bilir. Onların deyimi ile 'milyona yaklaşan tirajı' olan gazetenin asıl sahibinin gazetede yazıldığı gibi Malatya'da ya da Anadolu'nun küçük bir kasabasında bulunan mütevazı bir esnaf olmadığını hepimizin bildiği gibi. İşte bu defolarını kapatmak için rakip olarak gördükleri medya için 'havuz medyası' ifadesini tedavüle sokmak için hemen bir operasyon gerçekleştirdiler. Montaj, kayıt ve yalan üzerinden oluşturdukları algı ile asıl kendilerinde olan defolu etiketi bir başkasına yapıştırarak kendini temize çıkarmak için envai çeşit yalan ve takiyeye başvurdular.

Benim çevreme telkin ettiğim çok esaslı bir Gülen Çetesi tanıma formülü vardır: Çok basit, kimi ne ile suçluyorlarsa bilesiniz ki o fiili, o günahı son derece profesyonelce bizzat kendileri işlemektedirler. Mesela birilerini şantaj ile suçluyorlarsa bilesiniz ki o işi tekelleştirmek istiyorlar. Muta'dan bahsediyorlarsa bu konuya dair ya bir planları ya da Yasin Aktay'ın deyimi ile fanteziler kuruyorlar. Kendileri o ayıpla suçlanmasınlar diye hemen birilerine bu etiketi yapıştırmaktadırlar. Eğer birisini hırsızlıkla suçluyorlarsa bilesiniz ki çok yakında büyük bir hırsızlık yapmışlardır. Eğer havuz medyası diye bir kavram tedavüle koymuşlarsa bilesiniz ki havuz medyası olma durumlarını gizlemek istiyorlar. Şia'yı suçluyorlarsa bilesiniz ki Şii gelenekle paralel bir takım inanç formlarını avanelerine benimsetmek istiyorlar. Bu formülü geçmişten bugüne kadar tanıdığınız bu örgüt elemanlarına uygulayın. Göreceksiniz ne kadar işlevsel olduğunu.

Mesela bir başka ülkeyle irtibatlı bir casusluk ve terör örgütünden bahsediyorlarsa bilesiniz ki örgütsel bir çok iş ve eylem gerçekleştirmişler ve bunu saklama telaşındalar.

Şimdi tekrar başta söylediğim skolastizme geri dönelim. Malum Orta Çağ Avrupa'sının en etkin felsefi akımlarından birisi idi. Ancak skolastizm bir okul olmanın ötesinde bilginin güvenilirlik ve geçerliliğine ilişkin bir tavra dönüştü. Orta Çağ'da Hristiyanlık eksenli bir skolastizm vardı bugün bilimsel bilgi skolastizmi vardır denilebilir. Fakat her hâlükârda skolastik tavır alış gayri insani durumların yaşanmasına neden oldu, olmaktadır.

Orta Çağ'da pek çok acının yaşanmasına neden oldu. İnsanların nesnel gerçeklerin doğal varlığından ya da işleyişinden bahsetmelerine bile izin verilmedi. 1610'larda Galileo astronomi üzerine söylediklerinden ve teorilerinden kilise ve mahkemenin ölüm tehdidi ile vazgeçirildi. Engizisyon mahkemeleri farklı düşünenleri diri diri yaktı, aç aslanların önüne attı. Çünkü Kilise gizli bir din sahibi idi. Kimsenin bilmediği ve bilemeyeceği, temel kuralları bilinmeyen bir din. Somut olarak üzerinde tartışılabilecek ilkelerin olmadığı bir din egemen olmaya başlamıştı. Özünden şeriatın (yani temel dinsel pratiklerin) çıkarıldığı, ya da maslahat için baskı unsurlarının yorumuna açık hale getirilmiş olan bir din, o din adına operasyon yapmak isteyenlerin elinde tam anlamıyla kan dökücü bir canavara dönüşür. Taliban bunun tipik bir örneğidir. Bu anlamda Gülenizm, Taliban rejiminin ruh ikizidir. O da kendisi gibi olmayan herkesi yok etmeyi düşünüyor bu da. Birisi görünür enstrümanlarla yok edici bir yol izliyor diğeri görünmeyen. Sizce hangisi daha çok tehlikelidir?

RİTÜELLER, KURALLAR, AHLAK

Gerektiğinde namaz kılmaktan feragat edilebileceğini, alkol alınabileceğini, başörtüsünün çıkarılabileceğini ve hatta dinini gizleyebileceğini telkin eden bir yapı belirlemiş olduğu kimi hedefler için kendi içinde tutarlı olabilir. Ancak bu durumu kendisi gibi olmayanlar için de ontolojik bir zorunluluk haline getirirse işte o zaman büyük bir zulüm ve baskı doğar. Ki kendisi ile paralel olmayan her bir mahlukatı yok etmekten başka bir amacı olmayan birileri var karşımızda.

İslam dinini evrensel kılan en önemli özelliklerinden birisi de sahip olduğu temel pratiklerin özden kopmamış/koparılamamış olmasıdır. Bugün diğer semavi dinlere baktığımızda neredeyse onbeş-onaltıncı yüzyıldaki hallerinden bile çok farklı bir konumdadırlar. Çünkü 'şeriatlarını' kaybettiler. Şeriatını kaybeden bir din, mistik bir eğilim olmanın ötesinde bir anlam ifade etmez. Yukarıda da değindiğim gibi burada şeriattan kastım o dinin sahip olduğu temel ritüeller, kurallar ve ahlaktır.

Son olarak bu çetenin en önemli hedefi kazanmaktır. Kazanma ve başarma üzerine kurulu bir akaitleri var. Oysa her ilahiyatçının ve felsefecinin bildiği çok basit bir ifade vardır: Tek amacı kazanmak olan birisinin ahlak diye bir derdi olmaz. Ahlaksız bir yapının toplumu nereye sürükleyebileceğini en iyi bilen bu coğrafyanın insanlarıdır. Değersizliğin nasıl acılar yaşattığını bizden başka bilen yoktur dense yeridir.

Gülen Çetesi'nin bir konvansiyonu olan ve esas olarak yalan söyleme makinesi gibi çalışan twitter fenomeni fuatavni karakterinin bu çetenin tüm üyeleri tarafından büyük bir hayranlıkla takip edildiğini biliyoruz. Her mesajının sonuna eklediği 'kaybedenlerdensin' sözü bütün bir mekanizmayı özetlemektedir. Adamların tek bir hedefi var, kazanmak. Bunun için verilmeyecek taviz, çevrilmeyecek tezgah, söylenmeyecek yalan ve başvurulmayacak yol yoktur. Gerisi furuattır.