Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Hacı Leyleğin Kanadından Gebe Kadının Karnına…

30.07.2013

Ekranların dışında kendisi ile yüz yüze hiç karşılaşmadım. Dinlediğim kadarı ile iyi bir mutasavvıftır. Dahası, her dinlediğimde tasavvufla ilgili olan tüm konularda derin bir bilgi sahibi olduğunu düşünmüşümdür.

Musikiden edebiyata, seyr-ü sülükten nefis terbiyesine ve gündelik ilişkilerden dünyayı özgün bir perspektifle okuma çabasına kadar her alanda sözü olan birisi olarak görmüşümdür. Bu yönde bir kanaat sahibi olmamda günümüzün mekanik dünyasına karşı en evrensel direnme alanlarından birisinin “tasavvuf” olduğuna dair olan inancımın da etkisi de vardır belki.

Ömer Tuğrul İnançer Hoca, TRT 1’de konuk olduğu “Ramazan Sevinci” programında hamile kadınların sokağa çıkmasıyla ilgili “Hamileliği davul çalarak ilan etmek bizim terbiyemize aykırıdır. Böyle karınla sokakta gezilmez. Her şeyden önce estetik değildir. 7-8 aydan sonra anne adayı biraz hava almak için beyinin otomobiline biner, biraz dolaşır. Sonra akşam üstü çıkarlar. Şimdi ise maşallah, kanatlısı kanatsızı televizyonlarda uçuşuyor. Ayıptır ayıp. Bunun adı realizm değildir. Bunun adı terbiyesizliktir” dedi.

 

Hemen bir itirafta bulunayım, bence TRT’nın hocaya kapıyı göstermemiş olması bu konunun en çarpıcı yönüdür. Özgün hiçbir sosyolojik dönüşümle ilgilenmeyen bu etkin kamu kurumu çoğu zaman günü kurtarma peşinde olmuştur maalesef.

Kamu malının ve zekasının israfından başka bir içeriği olmayan programların giderek çoğaldığı TRT’nın bu kez neden günü kurtaracak bir adım atmadığını cidden bilmiyorum. Ama doğru olanı yaptığını düşünüyorum.

Esas konuya gelince; bu sözler üzerine ilgili ilgisiz kişilerin hocaya söylemediği kalmadı. Ömer Tuğrul hocanın söylediklerinin sosyolojik karşılığına itibar eden olmadı. Günün algısı üzerinden konu “saçma” ve “haddini aşma” olarak görülüp öylece değerlendirildi.

Bu olay bize şunu göstermiştir ki günümüz insanı, sahip olduğu bilgi kuramı ve realist bakış çerçevesindeki mantığına uymayan kurallara ya da açıklamalara asla itibar etmemektedir. Din de dahil. Günün moda algısına uymayan ilahi buyrukları dahi yüksek sesle dile getirmede tereddütlerin yaşanmaya başlandığı bir yola girilmiştir artık.

Kendimizi onlara değil, onları kendimize uydurma üzerine daha fazla kafa yorar hale geldik. Üstelik bu durum büyük bir “özgürlük” mücadelesi olarak görülmektedir. “Ne kadar değerlerden uzaklaşırsak o kadar özgürüz” düşüncesi günümüzün temel ilkesi haline gelmiştir.

Toplumsal belirlenimlerden, bilimselliğe uymayan açıklamalardan ve mistik-mitolojik kurgulardan kurtulmayı en büyük özgürlük olarak gören modernist kuramın bizi bir başka bir “kutsala”, rasyonalitenin tutsaklığına davet ettiğini görmüyoruz, göremiyoruz tabi. Çünkü geçerli, yani işler paradigma sahibi olmanın ayrıcalığı farklıdır.

Dindar insanların sahip oldukları inancın gereğini yerine getirirken verdikleri görüntüden tedirgin olup, üzerimizde bir “mahalle baskısı” var diyenlerin çoğu da bilir ki esas baskı “paradigmatik” olan günümüzün epistemolojik baskısıdır.

Tuğrul hoca sosyolojik bir olguya işaret etti. Gerçekten de bu günün adetleri ve dünya görüşü perspektifinden bakıldığında “ne kadar da saçma ve ilkel bir adetmiş” denilebilir ama bu bakış var olan bu olguyu değiştiremez. İşin ilginç olan bir diğer yanı da değişmiş olan bu adeti de “yokmuş” ya da hiç yaşanmamış gibi davranılması ve konuşulmasının istenmesidir.

Hamilelik utanılacak bir durum değil elbette. Bizim toplumun geleneksel sosyolojik yapısında hamilelik, aile mahremiyetinin temel alanlarından birisidir. Geleneksel aile ilişkilerini sürdüren yörelere uğrayan herkesin kolaylıkla fark edeceği bir konudur.

Çok ilginç bir zamanda yaşadığımızın son derece tipik bir örneği ile karşı karşıyayız. Sosyolojik olarak kimi yörelerde örneğine kolaylıkla rastlanan bir olgunun varlığını dile getirmenin zor olduğu günlerdir. Bu atmosferde hakikatin yüzünü bize göstermesini istememizin ne kadar gerçekçe olacağını takdirlerinize bırakıyorum.

Kim ne derse desin bizzat defalarca da şahit olduğum gibi bizim ülkede, kimi yörelerde hamile kadınlar, dışarı çıktıklarında ve özellikle de yabancı birisi ile karşılaştıklarında tanınmasın diye yüzlerini kapatırlar. Hamileliği önemserler ama bunu el aleme duyurmazlar. “Gebe” ifadesini bile titiz bir şekilde kullanırlar. “İki canlı”, “hasta”, “özel bir hali var” gibi ifadeler kullanılır hamile kadınlar için.

Bütün bunlar hamileliği yokmuş, ya da var olan biyolojik bir olguyu olmamış gibi göstermek için asla değildir. Cinselliğin pornografi ile karıştırılmaması çabası var. Çünkü denilir ki “el edep vel haya minel iman” (edep ve haya imandandır).

 

Cinselliği ve hamileliği daha zarif bir ifade, metaforik bir anlatımla dile getirmeye çalışma gayreti son derece takdir edilmesi gereken bir durumdur. Tabi ki nNe ebeveynler ne de çocuklar Leylek hikayesine inanıyorlardı. Leyleğin seçimi bile bir metafordu. Ama artık Leylekler modern dünyadan göç ediyorlar…