Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Hakikatin anahtarı kimde?

14.07.2014

Sanıyorum daha önce bir kaç kez yazmıştım, ama tekrar etmekte fayda olduğuna inandığım temel bir ilke var: Herhangi bir kişi veya grup kendisini “mutlak doğrunun tek temsil alanı olduğunu” kabul edip bunun üzerinden toplumsal, siyasal ya da dini projeler yürütürse söz konusu aktör ya da aktörlerin varacağı tek bir yer vardır, faşizm.

En doğru yolun ya da en güzel projenin seninki olduğuna inanabilirsin, hatta inanman da gerekir. ama bunu herkes için uygulamaya kalkarsan orada tam anlamıyla bir derebeylik kurmuş olursun. Evet benim fikrim en doğrusu deme hakkın var. Ama benim doğrum herkes için uygulanmalı deme hakkın yok.

Bu anlamda Pensilvanya Örgütü ile PKK son derece benzeşen iki farklı örgüttürler. Gülenciler de herkesin onların “buyurduğu” şekilde düşünmesini, inanmasını, hareket etmesini, giyinmesini ve konuşmasını istemektedirler PKK da. PKK kendisi gibi düşünmeyen her Kürde savaş açmış durumdadır. Örgütün ideolojisine biat etmeyen tek bir aktör yok içlerinde. Bırakın içlerine almayı, toplumda itibar sahibi olmasına bile tahammülleri yoktur.

Pensilvanya örgütü de aynen PKK gididir. Herkes onların fikrine uygun bir düşünce sahibi olmalı, değilse bile öyleymiş gibi yapmalıdır. Tek doğru onların elindedir. Sürekli “göreceksiniz hakikatler açığa çıkacaktır” demelerinin altındaki psikoloji de budur zaten. Yani ben ya da biz ben mutlak hakikatin tek temsilcisiyim/temilcisiyiz. Bunun için de her kes onlara biat etmek zorunda. Etmeyenlere de mutlaka bir kusur bulurlar. Ya bir yolunu bulup itibarsızlaştırırlar ya da yok etmek isterler. Her kim ki onların tezlerini savunmuyorsa mutlaka bir defosu vardır. Mutlaka bir açığı gediği vardır. Bundan dolayı da dikkatleri daha çok kişilerin söylediğine değil başka bir yöne çekerek hep kendi haklılıklarını vurgularlar.

Kafalarındaki tüm kurgu haklı oldukları üzerinedir. Peki ya haksız bir durum olduğu görülse ne olacak?

Bana göre son dönemlerde tekrar azgınlaşmaları ve sürekli mahkemeler üzerinden kendilerini haklı göstermelerinin nedeni de budur. Hakikatin bin bir boyutu var, her bir kişi ya da düşünce ancak bir boyutuna temas edebilir. Hakikatin tüm boyutlarına temas ettiğini ya da izah ettiğini pratikleştiren herkes aynı zamanda içinde bir Karun taşımaktadır.

Unutmamak gerekir ki iki tarihsel tavır vardır, birisi Hz. Süleyman’ın tavrıdır birisi de Karun’ın. Ve Hz. Süleyman der ki “Ok’u ben atmadım rabbim beni imtihan ediyor”. Karun der ki “Her şeyin sahibi benim. Ben kazandım. Hakikat bendedir.”

Bu hafta bana bir “hoşgörü davetiyesi” daha geldi. “Gülenist çete, kendi menfaati için gerekirse PKK tezlerini bile savunur” diye yazdığım bir yazıya Gülen’in kişilik haklarını rencide ettiğim iddiası ile onun adına dava açmış avukatı sayın Albayrak. Zaten benim dediğim de budur: Gülenist eşkıyalar ülkede her türlü pervasızlığı yapma haklarına ve ayrıcalığına sahipler ama hiç kimse onlara ses etmeyecek, etmemeli. Nereden bu ayrıcalığa sahiptirler sizce? Çünkü “mutlak doğru”nun tek sahibi ve temsilcisi olarak kendilerini görüyorlar.

Acaba bu çetenin kendilerinden olmayıp itibar ettikleri herhangi bir din adamı, akademisyen, siyasetçi veya normal vatandaş var mı?

Ya da kendilerine ait olmayan ve iyi işler yaptığına inandıkları herhangi bir kurum var mı? Koca bir tarihsel mirasın oluşturduğu geleneksel İslami yoruma bile itibar ettiklerine hiç şahit olmadım. Hz. Ömer’e bile referansta bulunmalarının asıl nedeni adalet değil, O’nun gerektiğinde zekat verilenlerle ilgili ayetteki sosyolojik sınıflara ilişkin uygulamasını şartlara bağlı olarak sınırlandırmış olmasına dair yorumun kendileri için de bir yol açtığına inanmalarıdır.

Madem Hz Ömer’in Müellefe-i Kulüp ile ilgili bir yorumu var bizim de diğer ayetlerle ilgili “günün koşullarına göre” bir yorumumuz olmalıdır dediklerine az şahit olmadım ben. Özellikle de Kur’an-ı Kerim’de açık bir biçimde buyurulan ve “cihat” ifadesi içeren ayetleri kasten söylendiğini de biliyorum. Ki bu anlayışın aynı zamanda batının Müslümanları aşağılamak için kullandığı “cihadist” ifadesi ile akraba bir zihniyetten beslendiğini de biliyorum.