Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Hangi Muhalefet Susturuluyor? (Mazhar Bağlı)

20.07.2011

Son zamanlarda hem ulusal hem de uluslararası basın ve siyasi çevrelerde AK Parti'nin, muhalefeti susturmaya yönelik özel bir çalışmanın içinde olduğu iddia ediliyor.

Bu iddiaları dile getirenlerin işaret ettikleri temel dayanaklar ise, Doğan Medya Grubu'na karşı takınılan boykotçu tavır, Başbakan'ın zaman zaman muhalif olan kişilere karşı takınmış olduğu sinirli tavırlar ve iktidara muhalefet eden eski-yeni tüm aktörlerin Ergenekon davası ile bağlantılandırılarak gözaltına alınmasıdır. Bu iddiaların gerçekte bir muhalefet söylemine dayanıp dayanmadığına bakmaksızın öncelikli olarak şunu belirtmek gerekir ki AK Parti de tıpkı diğer tüm siyasi partiler gibi bu toplumun temel düşünce dünyasından beslenen ve ortalama ülkenin sahip olduğu genel eğilimi yansıtan bir partidir. Bu partinin kadroları ve oy verenleri uzaydan gelmediğine göre toplumun birçok kesimiyle paralel bir ideoloji ve tavır alış biçimine sahiptir. Bu gerçeği dışlayan her bir tavır alış ve analizin, keyfî olacağı unutulmamalıdır.

Merkez medya bugüne kadar hiçbir koşul ve durumda tercihini halktan yana koymamıştır. Kimi ihale yolsuzlukları gibi basit sayılabilecek konularda halkçı görünmüş olmasına karşın öz itibarı ile devletçidir. Devletin yanında halka muhalefet etmiştir. Halkın inançlarını (en basit haliyle namaz kılmayı dahi) bir suç olarak gösterme konusunda hiçbir haberi atladıklarına şahit olunmamıştır. Ama halka dışkı yedirenlerin, savcılara brifing verenlerin, hâkimleri hizaya getirmek için bombalar patlatanların haberini yaparken çok dikkatli bir dil kullanırlar ve bunların yargılanması için neredeyse hiçbir gayret göstermezler.

İddialara dayanak olan diğer bir husus da Başbakan'ın zaman zaman agresif tavırları ve kontrolsüz konuşmalarıdır. Başbakan'ı takip edenler bilirler ki o, gerçekte bürokratik ve diplomatik bir dile sahip değildir. Halk dili ile konuşmak suretiyle kendisi ile halkla arasında bir iletişim kanalı açmıştır ve bu onun alâmetifarikasıdır. Yapılan araştırmalar tam da onun bu tavrının halk katmanlarında derin bir karşılık bulduğunu gsteriyor. Entelektüel-aydın kesimler bu dili tehlikeli bulabilirler ama o siyasi bir partinin lideri olarak çoğunluğun hissiyatını daha çok önemsemektedir. Elbette ki bu doğru bir yol değildir ama siyaseten son derece işlevseldir.

Her muhalefet edenin Ergenekon'la bağlantılandırılması meselesine gelince; bugün kuyulardan çıkan kemikler dünün itibarlı kişilerinin emirleri ile yürütülen karanlık işlerin sonucudurlar. Bugün demokrasi tam anlamıyla uygulanamıyorsa bu, dünün cuntacılarındandır. Bugün hukuk tecelli etmiyorsa bu, dünün brifingçi hukuk adamlarındandır. Bugün üniversiteler dünya ile rekabet edecek bir düzeyde değilse bu, dünün 'ordu göreve' çığırtkanlığı yapan profesörlerinin varlığındandır. Ve bugün artık cumhurbaşkanını halk seçebiliyorsa, var olan en kronik sorunlar için çözüm yolları tartışılıyorsa, özgürlüklerin önündeki engeller bir bir bertaraf ediliyorsa bu hukukun ve demokrasinin işletilmesindendir. Bugün gayrimüslim vatandaşlar öldürülmüyorsa ve tehdit edilmiyorsa bu, Ergenekon terör örgütünün ellerinin bağlanmış olmasındadır. Tabii ki hukuk, demokrasi ve insan haklarının işlerliğini sağlamlaştırmak ve devleti şeffaflaştırmak için buna engel olanların cezalandırılması kaçınılmaz olacaktır. Bunları bertaraf edecek olan da hukuktur. Yapılan da bu değil midir? Hukuk çerçevesinde devam eden bir dava vardır ve bu davanın ortaya çıkardığı ilişkiler de herkese "vay be" dedirtecek düzeydedir.

Özetle, muhalif olana tahammülsüzlüğü işleyenlerin sahip oldukları sicilleri dolayısıyla iç kamuoyunda bir karşılık bulması kolay değildir. Aslında dış dünyada da kolay bir karşılık bulamazlar; ancak Davos'tan beri Türkiye'ye karşı elini ovuşturan bir Yahudi lobisinin bu işe çok hevesli olacağı ve bu tezleri ileri sürenlerin de bunlarla işbirliğinden çekinmeyecekleri açıktır. Washington Post'un, "Türkiye'de muhalifleri susturuyorlar" haberini manşet yapanlar diğer yurtdışı yayınların Türkiye ile ilgili yazılarını da görmemiş olamazlar. Ermeni meselesi ve Kürt meselesi ile ilgili yazıları da görmüşler mi acaba? Bu konularda ne düşünüyorlar?