Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Herkesin bir hesabı vardır! O’nun da…

17.08.2012

Son dönemlerde PKK’nın şiddeti arttırma stratejisinden umduğunu bulamaması örgütün yapısı ve işleyişinde bir farklılaşmaya neden olacağını ve gelecekte çok daha farklı yöntemlere başvuracağını öngörmek zor değildir. Nitekim CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün’ün kaçırılmasını da bu yeni stratejinin bir hamlesi olarak görmek gerekir.

Bu hamleyi boşa çıkaracak olan ise “güvenlik tedbirleri” değil, medya ve sivil inisiyatif üzerinden oluşturulacak olan kamuoyudur. Bu durum onun can damarını kesecektir. Bunun farkında olan örgüt de bu yöndeki çalışmalarını silahlı eylemlerinden daha fazla önemsemekte ve adeta bir medya savaşı da yürütmektedir. Hatta medya dahi yetmemekte, yol kestiğinde de insanlara sahip olduğu “mutlak doğruları” anlatmayı temel bir var olma aracı olarak görüp bir propaganda çalışmasına çalışmaktadır.

Nitekim, yol keserken dahi insanların kendilerini anlamak için televizyonlarını ve ajanslarını takip etmelerini vurgulu bir şekilde istemekte, diğer ajansları ve televizyonları izlememelerini emretmektedir.

Burada iki temel tutum çok dikkat çekicidir. Birincisi mutlak doğruları içeren bir söylem sahibi olduklarını zorbalıkla dikte etmeleri ve ikincisi de kendileri dışında kim ne söylerse söylesin sabote etmek için dizayn edilmiş bir zihinsel işleyişe sahip olmalarıdır. Elbette herkesin doğrusu kendisine aittir ve hiçbir doğrunun kriteri bir başka doğru olamaz. Burada esas işaret etmeye çalıştığım nokta şudur; var olan etnik faşizme ayrıca epistemolojik bir faşizmin (böyle bir kavram felsefi olarak ne kadar doğru bilmiyorum ama meramımı anlatmanın dışında bir niyetim yoktur) eklemlendiği ve bu durumun kelimenin tam anlamıyla kan dökücü bir terminatörü dönüşmüş olduğudur. 

Bu durum şu an örgüt sempatizanlarının hoşuna giden bir duygu seline ve atmosfere neden olabilir ama uzun süreçte bu coğrafyaya büyük acılar yaşatacaktır. Keza bu belki de örgütün istediği bir sonuçtur ama bu sonuca razı olmayacakların buna itiraz etmeleri gerekir ve bu oyunu asıl bozacak olan da budur. 

Özellikle bu sorunun kalıcı bir biçimdeki çözümünün biricik yolu olan halkla örgüt arasına bir mesafenin konulmasını sağlayacak olan bu duruşun sabote edilmesi örgütün kanlı eylemlerinden daha çok zarar verecektir geleceğimize. Oysa bizim dikkatimizi çekmesi gereken asıl konu ülkenin batısında ve doğusunda ocağına ateş düşen annelerin feryadı değil midir? Her gece kabusla uykusundan fırlayan gencecik yüreklerin yaşadıkları güvercin tedirginliğini düşünmemiz gerekmez mi? Bu mesele çözülür ya da çözülmez, ama giden canlar bir daha gelmeyecek, yok edilen şahsiyetler bir daha onarılmayacaktır. 

Örgütün kurmak istediği derebeyliği, Kürtlerin siyasi haklarının kazanımı olarak gösterme çabası ya kötü niyetli bir manipülasyondur ya da var olan yapının işleyişinden haberdar olmamaktır 

Her iki durum da insan yaşamının hiçe sayıldığı bir tezgahın varlığını zımnen olumladığı için asla hoş görülemez.

Örgütü bir isyan hareketi, BDP’yi de Kürtlerin yegane doğru ve meşru temsilcisi olarak görenlerin bu eylemlere kazandırdıkları meşruiyetin farkında olmamaları mümkün mü? Tabi ki mümkün değildir. Çünkü durum ta baştan beri biliniyordu. Yani bu örgüt kurulduğu günden bu yana kendi varlığını his ettirmek için bildiği yöntemin dışında başka bir yola başvurmuş değildir. Kimi zaman sivil alana yönelen bir tarafı olmakla beraber asıl bildiği iş olan kan dökme konusunda hiçbir ayrım yapma gereğini duymadı ve bundan sonra da duymayacaktır. Sadece strateji gereği sureti haktan görünmek için kimi zaman sivillere yönelmiyor gibi yapmıştır. PKK’nın ilk döktüğü kan da sivil bir kanaat önderininkidir. Ve o gün bu gün bu yapı hep kan akıtmıştır. Bundan sonra da kan dökmek için elinden geleni yapacaktır. Bu durum var olan sorunu göz ardı etmemizi gerektirmez. Aksine bu yapıya rağmen bu konuda daha azimli ve kararlı bir çalışmanın içinde olmak gerekir.

Bir diğer konu da bu yapının bölgede oluşturduğu sosyolojinin bu kadarına da tahammül edebilecek bir duruma getirilmiş olmasıdır. Hatta bana göre bu eylemleri yaparak bölgenin bu konulardaki duyarlılıklarını ne kadar törpülediklerini de test etmek istiyorlar. Yürüttükleri operasyonun son derece başarılı olduğunu gördükten sonra işi daha da ileri götüreceklerinden kimsenin kuşkusu olmasın.

Belki de bu duruma bir isyan babında bazen “Nerede Kürt annelerinin tülbentleri” diye feryat edilmektedir. Efendim ne yazık ki artık o Kürt annelerinin tülbentleri yok, dağdaki eşkıyaların eliyle usulca başlarından alınıp newruz ateşinde yakıldı. Tek parti döneminde dipçik zoru ile değiştirilen Kürtlerin geleneksel kıyafeti olan xhaftan, (üç etek) berwanek, (önlük) qoufi, (başlık) sığme, (yelek) hewal kheras’tan (dondan) geriye tülbent kalmıştı ve onu da örgüt çaktırmadan hayatlarından çekip aldı.

Oluşturulan sahte hiper gerçeklik dışında kimsenin dediğine itibar etmeyen bir dünyanın içinde her türlü bilgiyi yanlış, sadece örgütün dediğini doğru kabul eden bir algının sağladığı sanal gerçekliği kendisine rehber eden bir yapı vardır.

Ama ben kişisel olarak iki nedenden dolayı bütün olumsuzluklara rağmen geleceğin daha iyi olacağına inanıyorum, bunlardan birisi bütün manipülasyonlara ve hakikati gölgeleme çabalarına rağmen insanlarımızın sağduyusunun öldürülemeyeceğidir. Ki bunun en iyi göstergesi artık bu yapının bölgede eskisi gibi istediği anda insanları sokaklara dökememesidir. İkincisi de onların hiçbir zaman hesap edemedikleri bir başka hesabın işin içinde olacağıdır. Bir başka ifade ile işin içinde onların hesap edemediği bir başka hesap vardır. Hem bu hesap öyle parmak hesabı gibi de değildir. Bu Allahın hesabıdır. İyi niyetli her bir girişimin metafizik bir katkıyla olumlu sonuçlanacağına olan inanç yüreğimizi ferahlatmaktadır.