Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Hoşgörü Davetiyesi Bana da Gelecek!

18.04.2014

Geçenlerde bir takipçim, Gülen çetesinin ülkeye karşı yürüttüğü operasyonlara referansta bulunarak “işlenen suçların hesabının sorulmasını ve derhal bir kavga verilmesini beklediğini” yazdı. Ben de seçim sürecinde ülkeye ve bize, yani AK Partililere kan kusturdular diyerek: “Bu saatten sonra milletin öfkesini asla kavga kesmez... İntikam istiyor millet, kan kusturanlara kan kusturulsun istiyor” diye cevap verdim.

Bu mesajım kısmen çarpıtılarak “Ananas” medyasında manşete taşındı. Kin ve nefret kusan saldırıları manipüle etmek için de bu mesajımdaki ifadeler üzerinden büyük bir nefret suçu işlediğimi ve bu mesaj dolayısıyla Fethullah Gülen’in avukatı bana dava açmış.

Hamdolsun, ülkeye zarar vermek için her yola başvurmaktan çekinmeyen cuntacı bir ekip benden rahatsız olmuş. Hamdolsun dilinde hoşgörü ama kalbinde fitne ve fesatlık olan birileri benim duruşumu kendi varlığı için bir tehdit olarak görmüş. Ben daha ne isteyebilirim ki?

Hiçbir değer tanımadan ülkenin kaderi ile oynamayı kendi ukdesinde gören bir mekanizmanın bu alanda var olmak isteyen herkesi bertaraf etmeyi kafasına koyduğu bir kez daha görüldü.

Burada esas dikkatleri çekmek istediğim konu şudur, ben ve diğer pek çok kişi hakkında açılan davaların asıl nedeni bu çetenin kendisini ülkenin tek meşru ve gerçek sahibi olarak görmesidir. Bizim gibi onlarla “paralel” bir çizgide olmayan herkesi bir yolunu bulup yok etmek istiyorlar. Gerektiğinde PKK ile de iş tutabilirler, İşçi Partisi ile de. MHP İle de yola çıkabilirler CHP’ye oy da verebilirler. Her yol mübah çünkü. Kimilerine itibar suikastı düzenliyorlar kimilerine paralel yargı darbesi indirmek istiyorlar.

Tek hedef herkesi sindirmek ve meydanda tek başına at oynatmaktır. Bunu düşünce, siyasi rekabet, entelektüel birikim, toplumsal destek ve doğru yerde olmayla değil çalıntı sorularla makam sahibi olmuş bürokratlarla ve paralel yargı üyeleri ile gerçekleştirmek istiyorlar. Değişik bir “katliam/yok etme” yöntemine sahipler. Fiziken değil ama manen insanları yok etmek için sanki özel bir eğitim almışlar. Çeteci olmayan her bir aktörü sindirmek ve yok etmeye çalışmaları da bunun göstergesidir zaten.

Bu bir cesaret gösterisi falan değildir. Gerçekten adamlar kendilerini sadece ülkenin değil, bizim varlığımızın da sahibi olarak görüyorlar. “Tanrı benim” diyen bir firavun edası var karşımızda. Çizdiğim dairenin dışına çıkanı yakarım edası ile avukat Nurullah Albayrak, müvekkili adına bana nefret suçu davası açmış.

Güzel günler bizleri bekliyor…

Ben bu avukatlık-müvekkillik işlerinden anlamam ama zannediyorum kimse sayın Nurullah Albayrak’ın yerinde olmak istemez. Kendisini her şeyin sahibi ve yöneticisi olarak gören birisinin müvekkili olmak zor bir iş olsa gerek. Hangi bir zındığa yetişeceksin? Çizginin dışına çıkan o kadar çok insan var ki bu ülkede.

Ben de bu çizginin dışına çıkabilmiş ya da bu potansiyeli gösterebilmiş olmakla ancak gurur duyabilirim. Bir an önce mahkemenin göndereceği tebliğnameyi (benim ifademle hoşgörü davetiyesini) elime alıp adliyeye koşarak gitmeyi bekliyorum. Nurullah beyin yüzündeki o nurani hoşgörü tebessümünü görmek istiyorum zira. Ama o gelmezse ancak onun stajyeri ile iktifa etmiş olacağım.

Hakim beye itiraf edeceğim suçumu, evet ben hiçbir değer tanımayanı, hiçbir sabitesi olmayanı, ülkenin karnını içerden deşenleri, her yerde dilinde hoşgörü ama fiiliyatta kindar olanları sevmiyorum. Ne kadar zorladıysam da olmadı. Suçum neyse razıyım efendim…