Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

II: Ulusalcılık Projesi Devrede!

28.01.2014

Bugün karşı karşıya olduğumuz siyasete sui kast ve Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik boğma girişiminin ön hazırlıkları çok önceden başlamıştı. Şu an her gün dört bir koldan kin ve nefret kusulmasına neden olan şey öyle sanıldığı gibi bir sabah ortaya çıkmış sözümona usulsüzlüklere duyulan bir öfke değildir.

 

Daha önce de söylemiştim, tekrar edeyim, ben işin ciddiyetinin çok çok önceden farkındaydım. Ancak derdimi kimseye anlatamadım. Bu gidişle ülkenin çok yakında gerçek anlamda bir Haşhaşi ordusu ile karşı karşıya olacağını meslektaşlarımızla yaptığımız her sohbette dile getirirdik.

 

Bu yapının sahip olduğu mekanizmanın sanıldığı kadar basit olmadığını, sadece sn. Gülen’in aklının ürünü olmasının hem teorik olarak hem de pratik olarak mümkün olmadığını görüyordum, görüyorduk. Nihayet ülkeyi sevk ve idare edenlere karşı yürütülen gayri nizami harbin ya da propagandanın ne kadar profesyonel olduğu açık bir şekilde görüldü.

 

Önce sayın başbakanın yakın ekibinden işe başladılar. Özellikle de kritik görevlerde bulunanlarla ilgili kulaktan kulağa dolaşan iftira ve yalanlar üzerinden bir kamuoyu oluşturdular.

 

Söz gelimi bir bakanın yılda 700 defa resmi makam aracı ile İran’a giriş çıkış yaptığını, hem Muta nikahı ile evlendiği karısına hem de devletin çok önemli suni kodlarında saklı olan gizli bilgileri İran’a peşkeş çekmeye gittiğini yaydılar.

 

Bu kadar akıl ve izan dışı bilgilere inanan bir kitle oluşturuldu. Bunun alt yapısı çok önceden hazırlandı. Bu ve benzeri pek çok dezenformasyonu bizzat kendim defalarca duydum.

 

Bundan iki yıl önce Anadolu’da yaptığım bir araştırma esnasında paralel imamlardan birisi, ki aynı zamanda bir kamu görevlisi, bana, sen iyi bir adama benziyorsun yazık olacak bence sen bu partiden ayrıl çünkü Tayyip Erdoğan’ın sonu dar ağacıdır demişti, diyebilmişti. Elbette ben adama gerekeni söyledim ama bunu ilgililere anlatmakta çok zorlandım.

 

Sanmayın ki bir sabah uyandılar ve baktılar ki işler iyiye gitmiyor ve bir öfke patlaması yaşıyorlar. Bu öfke için ve aynı zamanda atılacak iftiraları inandırıcı hale getirmek için çok önceden bir iklim oluşturuldu zaten.

 

Tabi Tayyip Erdoğan gibi halkın gönlünde yer etmiş birisine yerli unsurlar ile bir operasyon yapılmasının kolay olmayacağını bildikleri için de bu propagandaya aynı zamanda Türkiye-El Kaide ilişkine dayalı propaganda hep eşlik etti. Bu işin en önemli sacayaklarından birisi de budur. MİT’in TIR’larına yönelik operasyon da bu işin bir parçasıdır.

 

Bu işleri yapmalarına neden olan ise tabi ki kişisel olarak sayın başbakan değildir, başka bir hesaptır. Ülkenin iyi ya da kötü, onlardan bağımsız “milli bir siyaset aklına” sahip olmasına duyulan kıskançlığın ötesinde bir hesap var işin içinde.

 

Belki çoğunuzu şaşırtacak ama sadece hafızanızı biraz zorlamanızı istiyorum, Kürt etnisitesinin bağımsız bir devlet kurmasına en çok karşı olanların bu amaca en büyük hizmeti yapanlar olduğunu göreceksiniz.

 

Etnisite üzerinden siyasi bir dönüşümün asıl taşıyıcı aktörü bugün terör örgütü olabilir ama bunun tohumunu ilk serpenler Kürtler değil ulusalcı Kemalistlerdir. Bu tohumun gelişip serpilmesini de sağlayanlar ise cuntacılar oldu.

 

Bunların ortak özelliği ise bu konuda hep yüksek sesle sloganlar üzerinden bir propaganda yapmalarıdır. Bundan kırk yıl önce bu konuyla ilgili bir ulusalcının söylediği ile bugün neo con çetesinin söylediğinin arasında ki tek fark seçilen kelimelerdir. İçerik hiç değişmemiştir. Şark Islah Planı ile Tek Türkiye dizisi arasında mantıksal (senaryo) açıdan hiçbir fark yoktur.

 

Bilindiği gibi batı ve başta da ABD bu coğrafyada uzun vadeli bir dizi operasyon yürütmektedir. Kendi iç dinamikleri ile gerçekleşecek olan değişimler asla onların istediği siyasi ve toplumsal sonuçları doğurmamaktadır.

 

Bu coğrafyaya yönelik bizzat kendilerinin yürüttükleri tüm operasyonlar da tam anlamıyla fiyasko ile sonuçlandılar. Artık bizzat kendileri değil, kendilerine eklemlenmiş olan yapılar üzerinden operasyonlara başvurdular. Tabi bunun da alt yapısı vardı ellerinde. Her zaman bir B planı yedeğinde bulundurmanın avantajı ile bu işler için çok önceden hazırlamış oldukları bu çeteyi devreye soktular.

 

İşin, kavganın ta başından beri önemli ölçüde demokratik açılım üzerinden devam ediyor olmasının nedeni de budur zaten. İyi ya da kötü var olan proje milli bir projedir ve doğal olarak iç dinamiklerle yürümektedir.

 

Buna yönelik bir operasyon yapılabilmesi açıktan mümkün olmadığı için bu işleri yürütenleri hedef almak daha akıllıca olurdu ve öyle de oldu. Bakın bugüne kadar itibar suikastına uğrayanlara, ya da neo conların diline doladığı AK Partili aktörlere.

 

Tamamı ya dolaylı ya da doğrudan bu konuyla ilgili olanlardır. Birileri AK Partili aktörlerin eliyle bu coğrafyada bir operasyon (sn. başbakanın deyimi ile ameliyat) yapamayacağını gördü ve biliyor. Bu hedefinden de vazgeçmediğine göre bu işin ihalesine gönüllü olarak soyunan bir yapı var zaten.

 

Son olarak şunun altını çizerek bitireyim. İster kabul edin ister etmeyin, bu coğrafyada her mazlumun gönlüne girmiş olan bir siyasi aktöre operasyon yaptıktan sonra milletin içine çıkabileceğini zan eden varsa bu coğrafyayı ve milleti tanımıyordur. Bizim insanımız gönlüne oturttuğu kişileri öz evladından farklı görmez orada. Onların “evladına” kast ederek onları peşinizden sürükleyebileceğinize kim sizi inandırmışsa dostunuz değildir.

 

Bu ikinci bir ulusalcılık projesidir ve halka rağmen yürütülen bir girişimidir. Tam anlamı ile milleti devre dışı bırakma operasyonudur. Siyaseti işlevsiz kılma hamleleridir. Sahi milleti devre dışı bırakan ulusalcıların tarihi size bir şey hatırlatmıyor mu?