Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

İsrail neden özür diledi, örgüt neden çekildi?

29.03.2013

İsrail’in Mavi Marmara gemisine yönelik yaptığı katliam dolayısıyla Türkiye bu ülke ile olan tüm diplomatik ilişkilerini askıya aldı. Son derece yabancısı olduğu bu duruma, yani her türlü diplomatik ve insani ilişkinin yönünü ve seyrini kendisi belirlemeye karşı aslında son derece umursamaz bir tavır takındı.

 

Hatırlanacaktır daha önce de bu yönde bir girişimi olmuş ancak Türkiye’nin bu konudaki söylemlerinin değişmeyeceğini, onların ifadesi ile yumuşadığını görünce vazgeçmiştir.

 

Bu tarz davranmalarına neden olan asıl faktör ise dünyanın pek çok yerinde olduğundan çok daha güçlü bir görüntü veren Yahudi lobisi ve Soykırım mağduriyeti üzerinden yürütülen algı yönetimi faaliyetleridir. Mağduriyet söylemi üzerinden kurdukları düzen insanlığı mağdur etme noktasında engel tanımamaktadır.

 

Hatta kurmuş olduğu ilişkilere ve sahip olduğu “derin” lobiye güvenerek kendisine karşı bir duruşun da asla gösterilemeyeceğini varsaymaktaydı. İşlediği suçtan dolayı Türkiye’nin talepleri üzerine konuşma gereği bile duymayan umursamaz bir tavır içindeydi. Uzun bir süre, sırtını dayadığı güç odakları üzerinden Türkiye’yi suçlayan propagandalar bile yapmaya devam etti.

 

Ancak geçen hafta İsrail, tam da terörün çözümü ile ilgili kritik bir sürece girildiği bir dönemde Türkiye’nin tezlerini kabul eden ve özür dileyen beyanatı geldi. Herkesin bu süreci sabote edeceğinden endişe ettiği İsrail şimdi Türkiye’nin yanında yer almak istiyor. Peki neden?

 

Çünkü Türkiye, yeni dünyanın en önemli aktörlerinden birisi olmaya doğru gitmektedir de ondan. Bana göre İsrail’in özür dilemesinin temel nedenleri, Türkiye’nin haklılığı, sağlam bir diplomasi, stratejik derinlikli dış politika ve sahip olduğu güç, yani potansiyeldir.

 

Ancak bu açık olan nedenler bazı çevreleri tatmin etmemekte ve “neyin karşılığında bu özür dilendi” denilmektedir. Bu itirazları yapanların niyetlerini sorgulayacak değilim elbette ama böyle bir soruyu soranların zihninde yaşadıkları ülkeye karşı büyük bir inançsızlık ve güvensizlik olduğu açıktır. Hayli zamandan beridir hep bir başkasının direktifleri ile strateji belirleyen bir ülkede böyle düşünülmesini de yadırgamamak gerekir.

 

Çok uzun bir süre kendi iç sorunlarıyla ilgili dahi yerli ve dik bir duruş sergileyemeyen Türkiye’nin tam da kritik bir dönemde nasıl bunu başarabildiğine ilişkin soru esas olarak ne kadar derin bir özgüven kaybına uğradığımızı gösterir. Oysa İsrail’in özür dilemesinden daha doğal bir durum yoktur.

 

Türkiye, haklı olduğu bir davada dahi şımarık ve gayri meşru bir temele dayanan nevzuhur-katil bir devlet olan İsrail’e özür diletemeyecek kadar aciz bir ülke midir?

 

Bu mudur “büyük devlet” hamasetinin karşılığı. Nerde kaldı o bin yıllık egemenlik ve siyasi deha retoriği?

 

Örgütün çekilmesine gelince, gelecek yazıda daha detaylı bir şekilde bu konuya devam edeceğim ama şunu belirtmeliyim ki, örgüt ve bileşenlerinin şiddet sarmalı ile var olma pratiğinin bu coğrafyada bir karşılığı kalmadı artık.

 

“Ulusalcılık” fikrinin ve politikalarının farklılıklara karşı içerdiği baskı ve zulme karşı sözüm ona bir direnme hareketi olma iddiası ile ortaya çıkan örgüt, bu coğrafyada belki de en acımasız baskılar uyguladı. Hepsinden önemlisi bu coğrafyanın sosyolojik dokusunu zehirledi. PKK, bölgede ilgili ilgisiz pek çok alanda ve kişiye karşı en onulmaz zulümler yaptı.

 

Zulüm ebedi olamaz. Bu coğrafyanın uzun soluklu stabil bir dönem yaşadığı belki iddia edilemez ama şurası açıktır ki Allahu Tealanın elçilerine seslendiği, dağlarına tecelli ettiği bir coğrafyadır burası.