Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Katliam Batı Epistemolojisinin doğal yansıması mı?

18.12.2012

ABD, geçen hafta tarihinin en dramatik katliamlarından birisini daha yaşadı.

 

Katilin sosyal durumundan psikolojisine, arkadaş çevresinden giyimine kadar pek konu ekseninde konu anlamlandırılmaya çalışılmaktadır. Bir tanım bulunmak istenmektedir. İşin sırrına vakıf olma isteği zapt edilmez bir merak olarak insanları konuyu netleştirmeye zorlamaktadır.

 

İnsanlar bu cinayetleri disipliner bir eksende açıklayamadıkları sürece asla rahat edemeyecekler. İşin daha dramatik olan tarafı ise, öldürülenlerin yürek burkan hikayelerinden çok, katilin daha çok bahse konu edilmesidir.

 

Elbette katilin temel karakterinin ne, ya da neler olduğu merak edilecek temel konulardan birisidir. Ama bu olaydaki katilin şahsında elde edeceğimiz bilgiler bizi bu alanda bir sonuca götürmez, bu vahşetin izdüşümüne götüremez.

 

Çünkü bu cinayetin kökü çok eskilerdedir. Batı düşüncesinin felsefesinin içinde gizlidir.

 

Hatta antik Yunan’da varlıkla ilgili temel sorulara kadar gidebilir. Nesnel olma adına varlığa ilişkin kurulan ilk önermenin mümkün olduğu kadar değer bağımsız inşa edilme gayreti, hangi referansla vücut bulduğu belli olmayan bir vicdanın oluşmasına neden olmuştur.

 

İnsanlarda ortak olarak var olan vicdan, batılı bilginin oluşturduğu metodolojinin rehberliğinde hassas olması gereken alana değil, bir başka nesneyi kendisine konu edinmiştir.

 

İnsana ait değer, diğer canlılarla aynı kategoriye dahil edildiği andan itibaren sorun çözümsüz bir alana hapsolmuş demektir. İnsanla diğer canlılar arasındaki mahiyet farkını kapatma isteği görünürde hümanizm, sevgi ya da merhamet olarak okunabilir, ama aksine son derece vahşi bir tutumdur. Bu vahşet kendisini çok farklı biçimlerde göstermektedir.

 

Batı için insan, “belli değerlere” sahip olan varlıktır. Bu değerleri belirleyen kimdir veya nedir sorusu bizi onların sahip oldukları tarihsel ve kültürel mirasın ürettiği siyasi kültürel tecrübelere götürür. Batının ortak mirasının insanlığın ortak değeri gibi gösterilmesi hem faşizmin hem de vahşetin kaynağıdır.

 

Kendi medeniyetlerindeki toplu cinayetleri disipliner bir açıklamaya tabi tutup, diğer toplumlardaki geleneksel kusurları bir barbarlık olarak gösterme hedefi anlık olarak batıyı temize çıkarabilir.

 

Bir iki istisnai durumdan teselli bulup geleceği kurtardıklarını da düşünebilirler ama bu gidişat caniliği bir tarza dönüştürme potansiyelini hep içinde barındıracaktır, genel paradgigmanın öngörüsünün dışında kalarak daha fazla çocuğun ölmesini engellemek için kendisini feda eden öğretmenlere rağmen.