Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Kötülüğün umumileşmesi: Etnik Milliyetçilik ya da Faşizm

19.11.2012

Kürt milliyetçiliği, siyasi bir proje olarak varlık bulan dünyadaki diğer örneklerinden görece daha geç uyanan bir ideolojidir. Kürt milliyetçiliği, milliyetçiliğin giderek sorgulandığı bir dünyada kurgulanmaya çalışılmıştır. Milliyetçi ideolojilerin siyasi alanla birlikte bir toplumsal proje olarak kendini var ettiği dönemlerde pek çok ajan üzerinden propaganda yapmaları mümkündü.

 

İşin çok daha ilginç olanı ise bu ideolojinin kurucu aktörleri ya da bu alan üzerinden bir değişim öngören aktörlerin özellikle de günümüzde Kürtlüğü hep bir başka hesabın aracı olarak gündeme getirmiş olmalarıdır.

 

Etnik Kürt milliyetçiliğinin bugün bilinen en somut alanı ve aktörü olarak var olan PKK temel hedef olarak Kürtlerle ilgili bir söylem sahibi olmanın ötesinde kendi ideolojik kurgusunun ve aktörlerinin çıkar ve yaşamlarını pek çok şeyden daha çok önemsemekte ve bunlar için çarpışmaktadır.

 

Bütün Kürtleri tek bir kişiye kurban edebilecek olan bir yapı bir etnisitenin onuru ve kolektif bilinci için asla referans oluşturabilecek somut gerçeklikler ortaya koyamaz ve koyamayacaktır.

 

Artık çok geç. Dünya değişti, toplum değişti.

 

Evet bugün dünyada insanlar, modernizm karşısında kendilerini korumak için etnik ve dini kimliklerini daha görünür kılmak istemektedirler ve hatta bunları birer mevzi olarak da görmektedirler ki bence bu tarz bir tutum içinde olmak kabul edilebilir bir durumdur ve son derece de insanidir. Ancak etnisite üzerinden epistemoloji geliştirmek faşizmdir. Etnisite üzerinden siyasi proje geliştirmek despotizmdir. Etnisite üzerinden birey yetiştirmek beyin yıkamadır.

 

Elbette biz ötekinin farklılığından hareketle kendi özgün konumumuzu ve hasletlerimizi bilebiliriz. Bunun için de sahip olduğumuz “özsel” değerlerimizi önemseriz ki tek tipleşme karşısında büyük bir direnç geliştirmiş olabilelim. Bir mevzi sahibi olmuş olalım.

 

Bu özsel değerlerimizi kategorik bir alan olarak görüp hayatın tamamını dönüştüren ya da belirleyen bir “meta anlatı” gibi dayatmak en büyük diktatöryal çabalardan birisidir ki geçmiş yüzyıl bu tarz bir tutumun nasıl sonuçlar doğurduğunun acı deneyimleri ile doludur.

 

Kürtler, etnisite ekseninde kurgulanan politik bir projenin neler getirebileceğini, nasıl acılar doğurabileceğini hayatlarının her aşamasında en derin şekliyle gördüler ve yaşadılar.

 

Artık şunu görmeliyiz ki var olan ulusalcılığa paralel, ya da ona öykünen hatta ona hep özenen bir yapının dertlere derman olması asla mümkün değildir.

 

Bugün konuyla ilgili en çok dile getirilenlerden birisi de bu ideolojinin batı tarafından uyarılmış ve yönlendirilmiş olmasıdır. Bu kısmen doğru olabilir ve eğer gerçekten böyle ise bize düşen batının bu projeyi her şeye rağmen uzun bir süre ayakta tutabilmiş olmasını takdir etmektir, alkışlamaktır. Ve hatta kendimizi sorgulamaktır. Neden bu coğrafya için asla iyi niyetler sahibi olmayanların kurguladıkları projeler bunca zamandır ayakta kalabilmektedirler? Biz neden bu tarz uzun vadeli planlamalar sahibi değiliz. İnsanların öte dünyasını dahi düşünen bir tasavvurdan gelmemize rağmen neden sadece günü kurtarma üzerine bir strateji oturtmuş bulunmaktayız?

 

Uzun vadeli planlamalar için yapmamız gereken kendimizi ve ötekisini sırasıyla önce tanımak, sonra kabul etmek ve daha sonra da bu çerçeve üzerinden Kant’ın deyimi ile “politik bir iyilik (hayır) olan” barış için uzlaşmaktır.

 

Batı geç de olsa Kürt etnik milliyetçiliğini canlandırarak kendi politik projesine paralel ortaklar inşa ederek kendisini meşrulaştırmak istemektedir. Belki çok ilgili gibi olmayabilir ama sanırım buradan bir doğu batı ahlak felsefesi okuması yapmak da mümkündür. Kötülüğü umumileştirerek meşrulaştırmak en hafif deyimi ile ahlaksızlıktır sanırım.