Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Kurban, fakirlerin ete doyması mıdır?

28.10.2012

Hatırlanacaktır, bundan iki yıl önce Üstat Hüseyin Hatemi, (bana göre batıcıların/muarızların insanı değerlerinden soyutlayan liberal teorilerinden hayli etkilenmiş bir ruh hali ile) taraf gazetesinde Kurban Bayramının Kavurma Şölenine dönüşmesi üzerine bir yazı yayınlamış ve bunun üzerinde “boğazlama/kesme” ile ilgili bir tartışma başlamıştı. Allahtan ki daha sonra işin içine Zekeriya Beyaz da dahil olmuş ve bence farkında olmadan hayırlı bir provakasyon (!) yaparak işi sayın Hatemi’nin iddia ettiği eksendeki “ciddiyetten” uzaklaştırmıştı.

Konuyla ilgili nasıl bir tartışma olursa olsun, hemen hemen bildiğimiz tüm dinlerde, kutsal söylemlerde ve mitolojilerde “kurban”, “adak” “adama” ve “sunak/sunma” ile ilgili bir ritüelin varlığıdır. İlk atamız Hz Adem’den beri var olan bu gelenek, o kadar derin izler bırakılmış ki dinlere özenen kimi yapılar dahi bu yönde bir geleneğin oluşmasını dikte etmişlerdir.

Hz İbrahim’in tevhidi geleneğinde Kurban, sadakatin ve teslimiyetin sembolik göstergesi olarak verilmiş olan sözün tereddütsüz yerine getirilmesidir. İsmail’in teslimiyetinin somutlaşmış halidir. Bu iki kavram hayatımızın din ile olan ilişkisini belirleyen kilit konuma sahiptirler. Sorgulamadan iman etmek, inanmak ve emrolunana gönül rahatlığı ile teslim olmaktır.

Bu iki kavramın içerdiği duygulara sahip olduğumuzu O’na gösterirken, diğer bütün emirlere de aynı duruş içinde amade olduğumuzu ifade etmekteyiz.

Bunun için bana göre Kurban, fakir fukaraya et dağıtma şöleni değildir. Eğer amaç fakirlerin et yeme imkanına kavuşmaları olsaydı, kasaptan hazır etler alınıp dağıtılmasının daha pratik olduğunu söylemek mümkündür.

Burada asıl amaç, “boğazlamak/kesmek”tir, kan akıtmaktır. Sadece onun emriyle ve onun rızası için kan akıtmaktır. En kıymetli yaşam pınarımız olan kanımızı O’nun için akıtabilecek bir iman içinde olduğumuzu göstermektir.

Medreselerde, yeni gelen öğrencilere aidiyetleri ile ilgili ilk başta hemen şöyle bir nasihat verilirdi, deki ben Hz. Adem’in çocuğuyum, Hz. İbrahim’in milletindenim ve Hz. Muhammed’in ümmetindenim.

Bundan dolayı da bizim için Hz. İbrahim’in şeriatının her bir pratiğinin dini olmanın da ötesinde anlamları vardır.

Kim nasıl okursa okusun, ya da hangi hikmete mebni olarak buyurulmuş olduğunu düşünürse düşünsün bizim için Kurban, Allah’ın buyruklarına uymayı deneyimleyerek zihnimizde ve hayatımızda onları somutlaştırmaya ilişkin bir yol açmaktır.

Bu yoldaki pratiğimizin şeklini ya da içeriğini ötekilerin hassasiyetleri değil bizim inançlarımız belirleyeceklerdir.

Fakir fukaraya et dağıtılmak isteyenler bunu her zaman yapabilirler. Ki adak ve diğer bağışların işlevi de budur zaten. Kurban ise ancak Hacc döneminde boğazlanır/kesilebilir.

Bu ibadetin sonucunda boğazlanan kurbanlıklara karşı hassasiyet gösterenlerin aynı duyarlılığı bizim inancımıza da göstermelerini beklemek hakkımızdır sanırım.