Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Kuş musunuz Avcı mı?

17.12.2013

Cemaatin “Dershane” üzerinden AK Partiye karşı başlatmış olduğu savaş giderek kızıştı. Her iki çevreden sağduyu sahibi olanların işi suhuletle çözme isteklerini Hakan Şükür’ün istifası bitirdi. Resmen savaş başladı. Cemaatin parti içindeki diğer müntesipleri de sanırım yakında istifa edeceklerdir.

 

Bu durum pek çok kişinin iddia ettiği gibi AK Parti açısından sonun başlangıcı değil yeni bir geleceğin ilk adımıdır. AK Parti siyaseti dönüştürmek asıl mecrasına oturtmak istiyor. Her siyasi düşünceyi, her toplumsal projeyi ve ideolojiyi siyasi işleyişin içinde varlık bulan bir yapıya dönüşmesini istiyor. Bu gerçekten toplumun normalleşmesi açısından son derece elzem bir konudur.

 

Siyaset, daha iyi olduğuna inanılan bir konuma toplumu taşıma sanatıdır. Her kesin bir ideali var, ve her kes bu projesini özgür bir şekilde toplumla paylaşma imkanına sahip olmalıdır. İnsanlar, yani halk kimin projesini benimsiyorsa o uygulanır.

 

AK Parti projesini oylayalım, insanlar ona oy versinler ama benim politik projem uygulansın talebi hem doğru değil hem de ahlaki. Çok uzun bir süre Türkiye’de siyasetin sorun çözme kabiliyetine sahip olmamasının nedeni de bu değil miydi?

 

Her siyasi partinin ya da düşüncenin bir projesi veya ütopyası vardı ama uygulamada her kes ulusalcı kemalizmin çerçevesinden dışarı çıkamıyordu. Siyasetin üzerindeki askeri vesayetin dışında paradigmatik-söylemsel bir vesayetin de egemen olduğunu defalarca gördük. Hatta bu durum siyasi partiler yasasının da ana ruhunu oluşturan bir konudur.

 

Her türlü vesayeti bertaraf etmeyi kendisine temel hedef olarak belirleyen Türkiye’nin bir başka vesayeti haklı görmesini varsaymak cemaatin en büyük yanılgısıdır. Zannediliyor ki “ergenekona” karşı çıkanlar cemaatin kuracağı derebeyliğe gönüllü bir kulluğun içinde olacaklardır. Bu asla olmayacaktır. Kaldı ki ülkeyi siyasi alan üzerinden dönüştürmeye çalışan AK Partinin ve sayın başbakanın buna izin vermesi de düşünülemez.

 

Durum bu kadar açık ve net olmasına rağmen cemaat çok uzun süreden beri işin doğası ile bağdaşmayan bir yapıyı bu kurumun (siyasetin) içine dahil etmek, adeta sağlam bedene protez bir ek yapmaya çalışmaktadır. Bu çaba doğal olarak paralel bir yapının oluşması anlamına gelir ve spontane bir biçimde bizzat siyasetin varlığını tehdit edecektir. Bunun adı açıkça “ele geçirmedir”.

 

Devleti ele geçrime hedefini AK Parti üzerinden gerçekleştirmek istemektedirler. Devleti ele geçirme hedeflerini doğru bulmam ama bunu benim de içinde bulunduğum bir siyasi yapı üzerinden değil kendi yöntem ve teknikleri ile yapmaları gerekmektedir. Bana göre bu çu çabanın altındaki niyet de yönlendirme ya da ortaklık falan değildir. İşin doğasını ifsad etmektir.

 

AK Partinin ve sayın başbakanın en büyük endişesi budur. Yoksa cemaatin yaptığı ya da yapacağı hizmetlerden rahatsız olması söz konusu değildir. Zaten cemaatte son zamanlarda hizmetleri ile ilgili konuları değil, siyaseti ve siyasetçiyi bir şekilde tekeline almaya dair stratejiler üzerinden savaş vermektedir.

 

“Fişleme yaygarası” var olan paralel yapının unsurlarına dokunmayı engellemek, “kaset şantajı” da siyasi aktörleri itibarsızlaştırmak için yapılmaktadır. Pek çok kez dile getirildi tekrar vurgulamakta fayda var, eğer cemaat ülkeyi yönetmek istiyorsa bunun yolu siyasettir. Eğer hizmet etmek istiyorsa bunun yolu gönülleri fethetmektir. Eğer cennete gitmek istiyorsa bunun yolu da O’nun rızasını kazanmaktır. Ne olduğunu ve ne yapmak istediğini bilmek istiyoruz. Yargılamak için falan değil, birlikte yaşamak için bunu bilmek istiyoruz. Kuş musunuz avcı mı?