Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Kutsal bir inek olarak dershaneler!

20.11.2013

Günümüz dünyasında eğitim pek çok başka nedenlerden dolayı toplumsal değişimin ve gelişimin en önemli dinamik alanlarından birisidir. Dikey sosyal hareketliliğin neredeyse biricik kaynağıdır. Hangi sınıftan olursa olsun bireyler, aldıkları eğitim sayesinde toplumsal olarak hapsoldukları statülerini kırabilmekte ve kendi geleceklerini kendileri belirleyecek fırsatlar elde etmektedirler.

 

Bundan dolayı da çocuğu ile ilgili bir gelecek hayali içinde olan her ebeveyn eğitime büyük bir önem vermekte, neredeyse tüm hayatlarını da buna göre şekillendirmektedirler. Benim çocukluğumda ailem okul için kendi durumunu değil, eğitim alan bizlerin durumunu değiştirirdi.

 

Söz gelimi ben ilk okula başladığımda ailem beni ilçede bulunan bir akrabanın evine yerleştirdiler. Hem de ilk okul birinci sınıfta. Nitekim o dönemlerde hiçbir aile de çocuğu için evini ilçeye taşımayı düşünmüyordu. Ama bugün artık durum değişti. Bırakın kırdan kentlere göç etmeyi, bir kentin içinde bile çocuğunun eğimi için evini, işini ya da işyerini değiştirmeyen kimse kalmadı.

 

Aileler, haklı olarak ve doğal olarak tüm emeklerini ve çabalarını çocuklarının geleceğine yatırma çabasındalar. Bu konuda en somut olarak elde bulunan alan da eğitimdir. Ancak ne var ki bizim ülkede eğitim ta baştan beri hem bir yetenek ve bilgi donanım alanı olarak değil, belli bir ideolojik düşüncenin aktarılma aracı olarak görülmüştür. Ulusalcılığın en büyük sosyalizasyon ajanı eğitimdir denilse abartılı olmaz.

 

Ailelerin eğitim ile ilgili bu talepleri ve ona yükledikleri kıymet bir başka hesap için istismar edildiğinden dolayı da buradaki değişimleri sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmek gerçekten çok zordur. Hükümet uzun bir süreden beri bu alanda var olan sorunları bertaraf etmek için çaba göstermektedir. Arzu ettiği ideal yapının gerçekleşmesi için en yetenekli aktörlerini bakan yapmakta, bürokrat olarak atamaktadır.

 

Uzun bir uğraş sonucunda varılan en önemli somut kanaat şudur, eğitim sistemini dengesiz bir şekilde işlemesine neden olan iki temel faktör vardır, birisi sınav sistemi ikincisi de buna bağlı olarak halkın eğitim ile ilgili olan isteklerini ranta dönüştüren dershanelerdir.

 

Her ikisini de kademeli olarak bitirmek istiyor. Nasıl ki sağlık alanında insanların istek ve hassasiyetleri kimi çevreler tarafından istismar edilerek bir ranta dönüştürüldüyse burada da benzer bir mekanizmanın kurumsallaşmaya başladığı görülmektedir. Bunu kademeli olarak ortadan kaldırmak için bir düzenleme yapılmaya çalışılmaktadır. Niyet belli amaç belli.

 

Ancak cemaat bu konuyu doğrudan kendine yönelik bir operasyon gibi gösterip uzun zamandan beli sayın başbakan ve hükümete yönelik yürütülen hakaretleri meşrulaştırma arcına dönüştürdü. Todays Zaman üzerinden gezi darbe girişimine verdiği desteğe karşı oluşabilecek tepkiyi de peşinen boğmak ya da bastırmak için de bunu yaptığını söylemek belki mümkündür. Ama her halükarda konu dershane meselesi değildir.

 

Dini hassasiyeti olduğu bilinen bir yapı, bu meselede işi peygambere hakarete vardıracak boyuta kadar taşıyabiliyorsa işin arkasında “hizmet”, “dini hassasiyet” ya da “gelecek nesil” gibi yüksek düzeyle heveslerin veya tasavvurların olduğuna inanmak çok zordur.

 

Antony Standen, laboratuarda, önünde mikroskobu, üzerinde önlüğü olan bir bilim adamının bilim adına bize söylediklerine itiraz edebilmemizin imkansızlığını bir “kutsiyet” içinde cereyan ettiğini söyler. Kutsallığın dejenere edilmesine giden yolun da ilk adımıdır bu. Bence artık büyü bozuldu. Bundan sonra hiç kimse, ve hiç birisi içinde efendimizin olduğunu iddia ettiği rüyalarla insanların yüreklerini avucuna alıp istediği yere götüremeyecek.

 

Dershane üzerinden seçim öncesi saf değiştirme amacına ya da niyetine bir gerekçe aranıyorsa bu kadar tantanaya hiç gerek yoktu. Siyasi alanda bir aktör olmak isteniyorsa da buna bence buna gerek yok. Cemaatin kimyasının bu kadar bozulması İslam adına inananlara ancak ızdırap verir. Bu mesele sadece bir cemaat meselesi olarak yansımayacak sosyolojik alana. Daha makro ölçekli bir alanda değerlendirilecektir üçüncü şahıslar tarafından.

 

Son olarak, bir Kürt olarak, bir sosyolog olarak ve bu konuları az buçuk çalışmış bir akademisyen olarak, var olan sorunun çözümü için kafasını taşın altına koymayı şeref sayan birisi olarak söylüyorum; bugüne kadar hiçbir alanda ve hiçbir mecliste dershanelerin terörü engellediğine ya da Kürt meselesinin çözümüne bir katkısı olduğuna hiç şahit olmadım. Belki de kör olan benim…