Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Memonti Mori

19.07.2012

“Memento Mori”, Latince ölümü unutma, fani olduğunu hatırla demektir. Bu deyim, antik dünyada zafer kutlamaları sırasında savaş komutanlarına söylenen birkaç sözden birisidir. Osmanlı döneminde de buna benzer bir geleneğin var olduğu söylenir. Cuma selamlığından sonra bir yeniçeri “Mağrurlanma padişahım senden büyük Allah var” sözünü yüksek sesle bağırırmış.

Dünyanın ömrüne göre insan ömrü anlık bir zaman dilimidir. Ama bu kısacık ömrüne rağmen o, dünyayı değiştirmek, dünyaya kök salmak, kalıcı, ölümden sonra da yaşamak ister. Ölümsüz eserler peşinde koşar durur. Bunu yapabilecek kudreti de vardır. Bu kudret bazen bir vicdan bazen bir inanç bazen de bir çaresizlik olarak ortaya çıkar. Bundan dolayı da bu dünyada insanın varlığından çok onun yapıp ettikleri çok daha kutsaldır. Bu kutsallığı derinleştiren en önemli özelliği ise onun bir niyet ve vicdan sahibi olmasıdır. Nitekim bu durum, insan ile diğer varlıklar arasındaki farkın da bir “derece” farkı olmadığının en açık göstergelerinden birisidir. Bir başka ifadeyle insanla diğer canlılar arasındaki fark, bir mahiyet farkıdır, bir derece farkı asla değildir.

Kim bilir belki de insanın en büyük çelişkilerinden birisi de bahsi geçen bu vicdan ile sahip olduğu arzularının arasındaki anlamsal farklılıklardır. Hem ebedi olmak ister hem de bildiği en somut gerçek, ölümlü olduğudur. Ama insanın pratikleri onu yukarda anılan deyimde olduğu gibi bu tek bildiği mutlak gerçekten uzaklaştırabilir. Onun için fani olduğunu unutmamak, kendini tanrılaştırmamak hayatın anlamı için vazgeçilmez bir parametredir.

Alman sosyolog K. Mannheim’e göre bireyleri toplumsal belirlenmişlikten ve tek bakışlı bir perspektiften kurtarmanın en basit yolu güvenilir bilgiler üreten bilginleri veya entelektüelleri takip etmektir. Peki aydın ve entelektüelleri kim kişisel belirlenmişliklerden ve kaprislerinden kurtaracaktır? Onların da fani olduğunu hatırlatan bir köle/meczup her daim hayatlarında olabilir mi? Asıl işlevlerinden birisi de bu olan vicdanın kanatılmadan veya tedirgin edilmeden bunu yapabilmesi ne kadar mümkündür? Descartes’a göre tanrının adaletinin tecelligahı adil olarak insana verilmiş olan bu hatırlatma duygusunun yansıması olan vicdandır.

Vicdanın işleyişi ise onu besleyecek olan tavırlarla mümkündür. Unutmamak gerekir ki zayıflayan vicdan yeniden canlanıp gürbüzleşemez.