Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Milli Şef: Halk da Düşmanımızdır!

28.01.2013

TBMM’nde, isteyenin ya da her kesin mahkemelerde kendini en iyi ifade ettiği dilde (anadilde) savunabilmesine imkan tanıyan yasanın meclisteki görüşmelerinde CHP İzmir Milletvekilli Birgül Ayman Güler, “Türk ulusu ile Kürt Milliyeti eşit değildir” ilericilik adına kimse buna yutturmaz dedi.

 

Bu söylem aslında ulus devlet düşüncesinin tipik bir yansımasıdır. Çünkü ulus devletleri oluşturan ideolojisi, hakim olan çoğunluğun etnik kültürüne dayanır. Bir başka ifade ile ulus devleti şekillendiren egemen olan etnisitenin kültürü, dili, dini ve kolektif bilincidir. Bundan dolayı da bu devlet modeli hep bir düşman retoriği ile ötekisini tanımlar.

 

Hatırlanacaktır, yetmiş iki milleti içinde barındıran bu coğrafyayı tek bir etnik grubun “mülkü” haline getirmek isteyen Milli Şef İ. İnönü, kendi hatıralarında genç subaylara nasihat ederken, bütün ötekilerin “düşman” olduğunun bilinmesini özellikle ve ısrarla vurgular.

 

Dedim ki:

“Yunanistan düşmanımızdır, Bulgaristan düşmanımızdır, Romanya düşmanımızdır, Rusya düşmanımızdır, İran düşmanımızdır, Irak düşmanımızıdır, Suriye düşmanımızdır.”

 

Yaklaşın size bir sır vereyim:

 

Halk da düşmanımızdır.

 

Kendi vatandaşını düşman olarak gören bir zihniyetin bu vatandaşları eşit görmemesini yadırgamamak gerekir belki de.

 

Ancak aynı paralelde olan Kürt Faşistlerin de benzer bir çıkış yapmalarını da beklemiyor değildim. Hayır, bir daha eşitiz demeleri gerekirdi en azından.

 

 İşte ulus devletlerin bir tarafının hep faşizmin alanında kalmaya mahkum olmasının nedeni de budur zaten. Faşizmden uzaklaşmak isteyen medeni dünyanın toplumları da bu sistemden hızla ayrılmak, çoğulculuğu ve çok kültürlülüğü evrensel hukuk normları ortak paydasına buluşturacak arayışlara girişmişlerdir.

 

Toplumsal birliktelik belli bir etnisitenin ideolojisi, kültürü ya da kolektif bilinci etrafında şekillendiği andan itibaren sorunlar giderek çoğalmış ve bu işleyiş toplumsal barışı zedelemiştir.

 

Zedelenen bu barışı yeniden tesis etmek kolay olmayacaktır.

 

CHP’li vekil aslında işin felsefi arkaplanını oluşturan hukuk ile olan bağlantıyı da zımnen faaş etti. Malum, eşitlik ancak adil bir şekilde hukukun üretim sürecinde bulunmakla mümkündür.

 

Belli bir kolektif bilincin yansıması olan bir etnisite umumun hakkını gözeten bir hukuku sağlayamacağı gibi adaleti de tesis edemez. Zaten uzun bir süre CHP’nın ve CHP zihniyetinin kendisi gibi düşünmeyenleri her türlü hile ve desise ile özellikle de yasama organının dışında bırakmaları da bundandır. Halkın iradesi meclise yansısa dahi yönetime ve yasal düzenlemeye yansımasın diye her türlü stratejiye başvurmalarının nedeni de budur.

 

Hatta pek çok anayasal kurumun varlık nedeni dahi bu olmuştur.

 

Cuntacılık, sadece iktidar ile ilgili bir hevesin yansıması değildir. Aynı zamanda yönetim organizasyon örgütlenmesine ötekinin dahil olmasını engellemeyi içeren bir yönü de vardır.

 

Aslında fazla söze gerek yok, bugün yaşadığımız tüm sorunların kökeninde CHP zihniyetinin ülkedeki vatandaşları resmi ideolojiyi benimseme durumunun dışında hiçbir biçimde eşit görmemesinden kaynaklanmaktadır.

 

Bugün din vicdan özgürlüğü, Kürt meselesi, gelir dağılımındaki adaletsizlik gibi temel sorunların asıl kaynağı, herkesi muhayyel “Türk Ulusunun” kulu ve kölesi olarak gören M. Esat Bozkurt’çı zihniyettir.

 

Son olarak, şu konuyu bir kez daha dikkatlere arz etmek istiyorum, CHP’lı vekilin bu konuşmayı hukuki bir düzenlemenin yapıldığı bir oturumda dile getirmesi bir tesadüf değildir.

 

Bütün mesele toplumsal birlikteliğin temel harcını oluşturan hukukun üretiminde kimlerin olup olmayacağıdır. Süreci elinde bulundurmanın ayrıcalığını kimseyle paylaşmak istemeyen müesses nizamın sahiplerinin her kesi eşit görmemesi normal değil mi? Bunu eşitlemek isteyenlere de kin kusmalarını ve hatta darağacına göndermelerini de bu çerçevede görmek gerekir.

 

Sahip olduğumuz sorunların asıl kaynağı ile ilgili de bize çok büyük ölçüde katkı sağlayan bu konuşma, bir bilinç altının değil, üst bilincin yansımasıdır. Artık şunu görmemiz gerekir, bugün var olan pek çok kötülüğün, toplumsal sorunun ve açmazların asıl kaynağı halk partisi zihniyetinin vaktiyle ülkede ektiği tohumların meyvesidir.