Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Modernist Elitlerin Toplum Projesi (Mazhar Bağlı)

20.05.2011

Anayasa Mahkemesi başkanı Haşim Kılıç, mahkemeye yeni seçilen üyenin yemin merasiminde yaptığı konuşmada çok önemli bir tespitte bulundu: Statükonun kibirli mensupları, yani beyaz cumhuriyetin sarışın çocukları halkı ikna etme konusunda başarısız oldular dedi.

Sanırım başarısız olduklarını onlar da fark etmişlerdir ama asıl sorun bunu fark etmek değil, bunu kabullenmek ve geçmişte yapılan haksızlıkları itiraf edecek erdemi gösterip göstermemektir. İnsanlara bunca zamandır giydirilmeye çalışılan bu deli gömleğinin nelere mal olduğunu tam olarak fark etmeleri de ancak bu durumda mümkün olabilir. Bunu yaparlar mı? Hiç sanmıyorum.

Bugüne kadar halka gidilerek gerçekleştirilen tüm değişimler bunların dediği gibi olmadı. Onların dediği olmadı ama yine de dediklerinin egemen olması için envai çeşit akıl yürütmelerde bulundular. Açın gazeteleri son HSYK seçimleri ile ilgili derin analizleri (!) okuyun. Göreceksiniz nasıl bir akıl tutulmasının yaşandığını. YARSAV’ın listesi kazanamadı diye yargının elden çıktığını söyleyenler, söz konusu derneğin, mutlak adaleti hangi uygulaması veya düşünce ile temsil ettiklerine bir iki örnek de verseler en azından benim gibi bu konuda mağdur olmuş birisi için fena olmaz sanırım. Ama nafile. Çünkü ta baştan beri böyle bir durum söz konusu olmadı ve olması da mümkün değildi. Kime karşı hangi davayı hangi mahkemede açmasını iyi bilenlerin adalet veya hukukla ilgili bir kaygılarının olduğu asla söylenemez.

Özellikle statükocuların medyadaki uzantıları, statükonun devamını onlardan daha çok istemektedirler. Çünkü iş tam anlamıyla al gülüm ver gülüm şeklinde kurulan bir sistem olarak işlemeye devam etmektedir.

Alında yapılan her seçim bunların başarısızlığını adeta bir tokat gibi yüzlerine vurmakta ve bunlar da bir türlü uslanmamaktadırlar. Anlaşılan bu iş hep böyle devam edecektir.

Kısaca Türkiye’deki tepeden inmeci aydınlanma ve batılılaşma, ulusalcılık ve modernleşme projesi başarısız oldu. Çünkü arkasına halk desteğini alamadı, hep kendi çocuklarına özel ayrıcalıklar tanıyarak var olma çabasında oldu, Kürtleri yok saydı, dini ve dindarları hep küçümsedi, bütün ötekileri sadece hizmetkar olarak gördü. Ve nihayet bu yapıya karşı büyük bir toplumsal muhalefet oluştu. Bu muhalefet önce toplumdaki yerini aldı sonra da iktidar oldu. Ve artık hiçbir korku veya güç onları bu yolculuğundan vazgeçiremeyecektir.

Bu projenin başarısızlığında sosyolojik dinamikler siyasal olanlardan çok daha etkin olmuşlardır. Çünkü hayatın kendisi her tür kurguyu içine alabilecek bir derinliğe sahiptir. Statükocuların halka sundukları toplumsal, kültürel ve felsefi projeler onları ikna edemedi ve karşılık bulamadılar. Çünkü topluma umut veremediler. Giderek daha küçük bir azınlığa dönüştüler. Toplumsal refahı sağlayamadılar. Dünyaya entegre olacak politikalar üretemediler. Üzerine oturdukları o büyük mirası ret ettiler. Dünyada Türkiye’deki gibi büyük ve radikal bir reddi miras hiç görülmedi. En keskin değişimlerin yaşandığı toplumlar bile geçmişi, gelecek için önemli bir referans olarak görürken bu kibirli elitler, yeni bir toplum inşa etmek için her türlü referansı dar bir ideolojik alandan istihraç etme konusundaki ısrarlarından vazgeçmediler. Yarattıkları tarih bile sanal ve siyasal idi. Kendi külünden yeniden kendisini yaratan bir zümrüdü anka kuşu olabileceklerini hep düşündüler. Bir taraftan batı düşmanlığı ürettiler, diğer taraftan ülkenin ekseninin doğuya kaymasından endişe duyduklarını söylediler. Ama hiçbir zaman halka inmeyi denemediler. Onların kaygılarına ortak olmadılar. Halk sadece seçim stratejilerinin öznesi olmanın ötesinde bir anlam ifade etmedi. Onların yaşadıkları sıkıntıları yüreklerinde hissetmediler. Kısaca damdan düşmediler ama damdan “düşmüş gibi” davranmak istediler. Damdan düşen her kes bu sahtekarlığı görmektedir oysa…

Son bir not: F. Fanon, Afrika devriminde yer alabilmek için sadece devrimci şarkılar söylemek yetmez der. Hem şarkı söyleyeceksin hem de onlarla birlikte devrimde yer almalısın. Bu ülkede de eğer halkı ikna ederek bir şeyler değiştirmek istiyorsan onlarla birlikte hem şarkı söyleyeceksin hem de aynı yer sofrasında oturacaksın…