Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Müzakere Masası ve Etrafındakiler

30.09.2012

PKK ve bileşenleri, Kürt meselesinin siyasi bir alandan toplumsal ve psikolojik alana oturtulmasında epeyce yardımını aldıkları kirli devlet aygıtları ve uluslar arası aktörler ile olan organik bağın bir yansıması olarak çözüm arayışlarının belirdiği her dönemde yapılanları kanlı bir biçimde bastırarak bu konuda geri dönülmez bir yola girilmesine neden olmuştur.

Bu durumu örtbas etmek için de canice katliamlar yaparak günahlarını örtmeye çalışmıştır. Tıpkı bugün yaşadıklarımız gibi. Örgüt, “kendisinin muhatap alınmasını istemektedir” sözü karşılaştığımız durumu tam olarak izah etmemektedir. Bölgenin tüm aktörlerini kendisinin kulu kölesi olarak gören bir anlayışı egemen kılmak isteyen birisinin tek başına söz sahibi olması bugünden çok daha karanlık bir geleceğin bizi beklediği demektir.

Bu sorunun çözümü için bir masanın kurulması gerektiği çok açıktır. Ve doğaldır ki bu masanın etrafında taraflar da olacaktır, olmalıdır. Türkiye, ulusalcılığın kardeşliğine ve bütünlüğüne verdiği zararları bertaraf ederken yeniden bir yapılanmaya gitmek zorundadır ve gitmektedir. Yeni yeni güçlü ve büyük devlet gibi davranmaya başlamaktadır. Bu süreçte sadece dışarıdaki aktörlerle değil aynı zamanda kendi içinde bulunan her bir yapı ile de karşılıklı bir diyalog ve sorgulamanın içine girecektir. Ancak örgüt ve bileşenleri olması gereken bu hesaplaşmanın taraf ve içeriğini bu coğrafyanın dışında, bu halkların değerlerinden uzak bir alana referanslarda bulunarak kurmak istiyorlar. Bir başka ifade ile halkın içinde olduğu bu süreci “süper organik” bir toplumsal varlık alanına tebdil etmek istemektedirler. Kürtlerin adının konuşulduğu, teorik olarak Kürtleri ilgilendiren meselelerin konuşulduğu ama gerçekte Kürtlerin işin içinde olmadığı bir atmosfer tesis etmektedirler.

Somut bir durum ortaya konulmamasının da son derece stratejik bir tarafının olduğunu görmek gerekir. Çünkü örgüt ve bileşenlerinin bu anlamda bir taraf olması durumunda bölgede pek çok Kürdün hayatına kast eden bir derebeyliğin önü açılmış olacaktır. İşte bunu da ancak o bahsi edilen soyut söylemsel paradigma üzerinden kurabilirler.

Bu masanın etrafında kimlerin olacağını belirleyecek olan silahların gücü değil ve olmamalıdır. Aksine vicdan ve toplumsal mutabakat, ortak değerler ve adalet olmalıdır. Bu coğrafyanın mayasını oluşturan değerlerin olmadığı hiçbir masadan halk için bir kazanç çıkmaz çıkmadı bugüne kadar. Biz bunu daha önce de yaşadık ve biliyoruz. Halkın masasını kurmak için de çetecilerin masasını dağıtmak gerekir.

Kadim bir birlikteliği tevarüs eden bu coğrafyanın halklarına kast edenlerle işbirliği içinde olan birisinin oturduğu masada kime çalıştığını bilmemiz de imkansızdır. Daha önce de yazmıştım, kolunu büken her kudret sahibinin “hizmetine amade olduğunu” söylemeyi bir marifet olarak gören birisi, kimin için kimle masaya oturursa otursun toplum menfaatine dokunacak bir sonuç elde edemez, etmez.

İsrail ile gizli bir işbirliği içinde Oslo görüşmelerini kendi sitelerinde yayınlayıp hükümeti zorda bırakmak için ifşa edenlerin kimin için bir masanın kurulmasını istedikleri sorgulamadan da bu konu netlik kazanmış olmayacaktır. Acaba burada da kimin tevdi ettiği “hizmet” yerine getirilmektedir, sorusu hep var olacaktır.