Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

O Suça Ortaksınız!

00.00.0000

Türkiye kamuoyunun kahir ekseriyeti var olan terörün bitmesini tahmin ettiğimizden daha çok istiyor. Karşı konulmaz bir istekle insanlar, bu ülkedeki kardeşliği bozan bu zehirli virüsün temizlenmesinden gerçekten çok umutlular.

Bu mesele bitsin diye kimlere katlandıklarını, nelere tahammül ettiklerini, hangi şımarıklıkları sineye çektiklerini binlerce kez bizzat görmüş, şahit olmuşumdur.

PKK terör örgütünün doğrudan bir aktörü gibi çalışan siyasi bir partiye şartlar zorlanarak siyasi ve hukuki alanın dışında toplumsal bir meşruiyet bile tanındı.

Toplumsal alanda örgütün propagandasını yapmaktan başka hiçbir işlevi olmayan pek çok sözüm ona sivil toplum kuruluşunun açılmasına izin verildi, hatta bunlara kimi zaman kamu imkanları da sunuldu.

Bütün bunlar yapılırken hukuk da aşındı, adalet duygusu da giderek zayıfladı.

Bunca tolerans ve yutkunmaya neden olan tek bir kaygı vardı, çocuklar ölmesin analar ağlamasın. Genç fidanlar toprağa düşmesin, hiçbir ocağa ateş düşmesin, anaların yüreği ile büyüttüğü gonca gülleri solmasın diye bütün bunlar yapıldı. Kadim birlikteliğimiz bozulmasın, birinci dünya savaşında dağılan ocağımızın son köşesi de yıkılmasın istedi.

Örgüt, Türkiye’nin ve toplumun bu konudaki hassasiyetini kelimenin tam anlamıyla teröre ve kanlı eylemlere tebdil etti.

PKK, meşru yoldan haklı bir talebi dile getirdiği için ona tahammül edilmedi. İtle kimse dalaşmak istemedi.

Örgüt Türkiye’nin bu tutumunu beğenmedi, yani örgütü silahsızlandırma ve meseleyi çözme projesini istemedi. Bu tutumu bir devlet politikası haline getiren siyasi hareketi “Kürtlerin tarihi düşmanı”, aktörü de “Katil” diye yaftalayıp propaganda yaptı.

PKK, Türkiye’nin tahammül sınırlarını zorlayarak onu başka bir zemine çekmeye çalıştı. Ancak her seferinde sağduyu egemen oldu ve beklediğini göremedi.

İstedi ki hep çatışma olsun ve ülke bu sarmalın içinden hiç çıkmasın. İstedi ki haklar arasında kanlı hesaplaşmalar olsun. İstedi ki kardeş kardeşi doğrasın.

Ama planları tutmadı. Kırk yıldır, hatta yüzyıldır ekilen ayrılıkçı tohumlar onlar için beklediği meyveleri vermedi. Milletimiz sağduyusunu kaybetmedi. Etnik referanslı bir politik projenin mutluluk getirmeyeceğini bildi, biliyordu. Özellikle son süreçte Kürtlerin örgütü yalnız bırakması onlar için sonun başlangıcı oldu.

Derken örgüt, tam da nefessiz kalmışken kendisine oksijen gibi gelen bir destek buldu. İçerdeki AK Parti düşmanları. Bunlar bu ülkenin varlığını oluşturan temel bir aktör olan muhafazakar mütedeyyin insanların siyasi bir aktör olmalarını istemeyenlerdir.

İçinde herkes var. Gülencilerden ulusalcılara, akademisyenlerden yazarlara, iş adamlarından çapulculara kadar…

PKK sopası ile AK Partiyi ve siyasi iktidarı bertaraf etmek onlar için son derece rantable bir iş olacaktı.

İlk deneme Gezi ile başladı. Her ne kadar Kasım seçimleri bu direnci büyük oranda kırdıysa da bu kalkışma hala bitmiş değildir.

Ezcümle terörün bitmesi için her yolu deneyen bir ülke, siyasi bir iktidar var. Ama sen yine de terörü değil devleti ya da siyasi iktidarı suçlayarak söze başlarsan işler karışır.

Bugün akademisyenlerin imzaladığı metne bu kadar büyük bir öfke duyulmasının asıl nedeni de budur.

Şiddet bitsin diye PKK’lı aktörlere gösterilen tahammül akademisyenlere gösterilmeyecek ve kimse gösterilmesini de beklemesin.

İmzalanan metin asla bir barış çağrısı değildir.

Ve bu metnin hiçbir yerinde akademik bir mantık veya çerçeve de yoktur. Akademi tarihi bunu utançla anacaktır.

Her şeyden önce metin, sorgulamadan, yargılamadan ve düşünmeden verilmiş bir karar cümlesi ile başlıyor. “suça ortak olmayacağız”. Devletin suç işlediğine dair hüküm peşinen verilmiş. Şahitlerin dinlenilmesi sonraya bırakılmış.

İkincisi bu metin tamamen PKK ve onun bileşenlerinin gözü ve ağzı ile yazılmıştır. Örgütün kanlı eylemlerinden hiç bahsetmemektedir.

Üçüncüsü de bu metin devleti katil olarak gördüğünü deklere etmekte ve sonra da o katil olan kişiyi masaya davet etmektedir.

Bunca çelişki ve saçmalık asla akademik bir fikriyatın ürünü olamaz. Evet akademisyenlerin saçmalama hakları da var ama bu saçmalama falan değil, doğrudan şiddete yapılan bir çağrıdır ve asla kabul görmez.

Son cümle, akademisyenler kamunun vicdanıdırlar. Şiddetin sözcüsü olamazlar. Toplumu ahlaka, akla ve hukuka çağırmaları gerekirken teröre çağırmaları kabul edilebilir bir durum değildir. Bir akademisyen olarak PKK terörünün katlettiği kişilerin aileleri adına sizden utanıyorum.