Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Örgüt İçin Halk Yaratma Projesi

09.01.2012

Örgütün varlığını bir milat olarak gösterenler, bölge halkının özgün değerlerinden sıyrılıp bir deli gömleği içine sokulduğunu örtbas etmeye çalışıyor. Bugün örgüt üzerinden Kürtlere özgü hangi kültürel biricik değer veya toplumsal davranış biçiminin güçlendirildiği iddia edilebilir ki?

Doç. Dr. MAZHAR BAĞLI / Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi

Bugün eli kalem tutan ve siyasetle iştigal eden pek çok kişi Türkiye’de Kürt meselesinin çözümünde zamanın ruhuna uygunluk açısından şiddetin işlevsiz olduğunu, hatta şiddeti bir araç haline getirmenin yeni sorun alanları oluşturduğunu vurgulamaktadır. Dahası bu düşünceyi, bu gelenekle tarihsel bağı olan pek çok kişi de dile getirmektedir. Buna karşı çıkan örgüt ve çevreleri ise, ülkenin demokrasi açsısından geldiği yerin söz konusu bu şiddet sayesinde olduğunu, bunun doğal değişim dinamikleri ve siyasi iktidarın sahip olduğu hedeflerle herhangi bir ilişkisinin olmadığını iddia edip bu durumun sür gitmesi için büyük bir meşruluk alanı oluşturarak varlıklarını devam ettirmek istemektedirler.

Bu konuda dile getirilen temel iddialar ise şunlardır; eğer PKK terör örgütü olmasaydı bugün Kürt diye bir varlık olamazdı. Eğer örgüt bu konuyu silahla gündeme getirmemiş olsaydı ve bu yöntemini devam ettirmemiş olsaydı bugün hiç kimse bu kültürün varlığından ve dilinden söz edemezdi.

Örgütün toplum mühendisliği

Bu iddialar esas olarak var olan yapının gayri meşru pozisyonunu konumlandırmaktan öte gerçekle bir ilişkisi olmayan ve tamamen şiddetin gölgesinde kurulan tahakkümün devamlılığından başka bir hedef içermemektedir. Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki bu coğrafyanın kadim halkı olan bu topluluk, pek çok sorunla karşılaşmış olmasına rağmen varlığını hep devam ettirmiştir. Örgüt var iken de devam ettirdi, yokken de. Hatta denilebilir ki örgütün oluşturduğu atmosfer olmadan önceki durumları şimdikinden çok daha güçlü ve itibarlı idi. Beraber yaşadıkları halklarla çok daha fazla ortaklıklar tesis etmiş ve kendi varlığını onlara çok daha makul yollardan da kabul ettirmişlerdi. İlimde, teknikte ve insani ilişkilerde sahip oldukları meziyetler Kürtlerin bu coğrafyanın itibarlı halklarından birisi haline getirmişti.

Kuşkusuz bölgedeki ulus devlet politikaları bunu bozguncu bir biçimde tahrip etti, sözüm ona bu duruma karşı çıkma iddiasında olan örgüt ise elde kalanı da son bir darbe ile tamamen ortadan kaldırdı.

 

Bütün dünyadan farklı olarak bizim ülkedeki ulus devlet modeli, devlet için bir halk yaratma projesidir. Söz gelimi Almanlar bir araya gelerek bir Alman devleti kurdular. Ama Türkler bir araya gelip yeni bir Türkiye kurmadılar. Birileri bir devlet kurdu ve bu devlet için adına Türk denilen yeni bir halk inşa etmeye koyuldu. Var olanlarla yetinmedi, hatta onları kendisinin varlığı için en büyük düşman olarak gördü. İsmet İnönü’nün meşhur ifadesi olan “halk da düşmanınızdır” bu politikanın en somutlaşmış halidir. Kürt ulusalcılığı ise daha da ilkel bir durumdadır. Bir örgüt için bir halk yaratma projesini hayata geçirme peşindedirler. Dünyadaki diğer ulus devletlerde aksine var olan bir ulus, kendisine ait özgün bir devlet kurmak istemiştir ve bunu hayata geçirmiştir. Bu durum dahi büyük sosyolojik sorunları doğurmuştur.

Tabi kurumsal bir ilişki temeli, ahlaki bir bağlamı ve insanı yaşatma temelinde varlık bulan hümanist bir ütopyası olmayan bir örgütün yaratmak istediği halk tipi ancak Ömer Hayyam’ın fedaileri gibi aktörler olabilir. Çağdaş Haşhaşiler, kafalarındaki ütopyaya kavuşmak için kural tanımazlar. Örgütün varlığını bir milat olarak gösterenler, bölge halkının sahip olduğu özgün değerlerinden sıyrılıp bir deli gömleği içine girdirilmiş olmasını manipüle etmek için var olan durumu hep bir ideal pozisyon olarak göstermektedirler.

Herhangi bir topluluğu diğerlerinden ayıran özgün farklarını bertaraf eden her bir girişim aslında o toplumsal varlığın baş düşmanıdır. Bugün örgüt üzerinden Kürtlere özgü hangi kültürel biricik değerin veya toplumsal davranış biçiminin güçlendirildiğini ve dinamik bir hale getirildiğini sorduğumuzda somut olarak aldığımız cevap nedir? Hani bizim geleneksel aile ilişkilerimiz? Hani bizim insana saygı gösteren yüce erdemlerimiz? Hani bizim geleneksel musikimiz? Hani bizim aşiretlerimiz? Hani bizim medreselerimiz? Hani bizim zorda kalanlara yardım etme hasletimiz? Hani bizim kadınlarımızın puşileri? Hani bizim sorun çözen büyüklerimiz? Hani bizim beraber yaşadığımız dostlarımız? Bütün bu söylenenlerden soyutlanmış bir toplum nasıl özgün bir sosyolojik ve siyasi yapı inşa edecektir? Kendi değerlerine düşman olan bir yapı, o değerleri inşa edecek bir sistemi tesis edebilir mi?

 

Geniş bir coğrafyada bulunan Kürtleri var olan diğer topluluklarla birlikte bir unsur olarak ele aldığımızda örgüt ile beraber ortaya çıkan durum aslında yalnızlaştırılma, faşizan duygularla diğer halklara karşı kin duyma ve içine kapanmacı bir eğilimin kök salması olarak kendini göstermektedir. Bir nevi iki tür bir toplumsal refleks geliştirdiler, faşizm ve kindarlık. Ve aynı zamanda buna paralel olarak iki farklı Kürt tipi oluştu. Birisi ulus devletin mağdur ettiği ve ulus devletten kurtulmak için daha çoğulcu bir yapının gerçekleşmesini arzu edenler ama öte yandan yeni bir ulusçuluk tesis etmek isteyen bir kesim.

 

Bu atmosferin oluşturduğu en belirgin özellik ise, Kürtlerin birlikte yaşadıkları tüm topluluklar tarafından nefret edilen bir halk haline gelmiş olmasıdır. Peki bu durum istenmeyen bir gelecek miydi? Tabi ki değildi ve değildir. Bu planlı bir projedir ve bunun gerçekleşmesi için de hiçbir değer tanımadan her türlü eylem gerçekleştirilmektedir. Birlikte olunan halklarla kurulan kadim bağlar, bir çırpıda sökülüp atılmakta, geçmişten beri tesis edilen akrabalıklar bir kalemde silinmektedir.

Kadim dostluklar bozuluyor

Bugün Kürtlerin yaşadığı coğrafyalardaki halklardan kimle dost olduklarına ilişkin bir soru sorduğumuzda elimizde kalanlar, ne uzak gelecekte ne de yakın gelecekte bu bölgede bir ütopyası, etkin bir politikası ve gücü olabilecek olanlar değillerdir.

Kürtlerle en kadim birliktelik sahibi olan Türklerin düşmanlığından başlamış olmaları aslında biraz işlerini zorlaştırdı. Eğer bir başka topluluktan başlamış olsalardı sanırım daha başarılı olurlardı. Ama yine de gelinen aşama bu projenin gerçekleşmesi açısından önemli bir konumdur.

Kürtlerle iç içe yaşayan neredeyse bütün kavimler bugün Kürtlerden nefret etmektedirler. Türkler, Araplar, hatta kendi kendisinden nefret eden Kürtler de dahil olmak üzere bu kindarlık duygusu Süryanilerde de Ermenilerde de mevcuttur.

Örgüt ve onun bileşenleri bugün zamanın ruhuna uygun olmayan bir sosyolojik dönüşümü gerçekleştirmek için toplumun temel dokusunu değiştirerek kendi varlıklarını garanti altına alırken asıl kötülüğü bölgenin tüm halklarına yapmaktadırlar. Bugün Kürtler bu coğrafyanın kadim halkları tarafından düşman ve kötü bir unsur olarak görülmektedirler. Bölgenin, bu coğrafyanın ikinci bir İsrail’i kaldıracak takati kalmadı artık.