Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Özgür Kadın! Yüreği Dağlı Anne

09.06.2014

BDP-PKK yapılanmasının en dinamik ve önemli aktörlerinden birisi de kadındır. Keza PKK ideolojisinde “özgür kadın, özgür Kürdistan” demektir. Tabi kadın özgürlüğünden ne anladığı ayrıca bahse konu edilebilir ama global olarak yaşanan değişimin doğurduğu modernleşme sürecine uygun ama kontrollü bir birey oluşturmanın kast edildiği çok açıktır.

 

Bundan dolayı da PKK-BDP çizgisinin kadın özgürlüğüne yüklediği bir çok anlam var kuşkusuz ama birinci derecede yüklenen, geleneksel yapının dayattığı baskılardan ve kurallardan kurtulmasıdır. Ailesinden, eşinden, dininden, geleneğinden ve nihayetinde içinde bulunduğu toplumdan, Marx’ın deyimi ile “tarihsel ve toplumsal koşullardan” bağımsız olmasıdır, “öz bilincine” sahip olmasıdır.

 

Hedef gerçekten kadının kendini gerçekleştirmesi ve özgür bir birey olması mıdır yoksa bütün referanslarını paranteze alıp tek bir bağımlılığa mahkum edilmesi midir son derece tartışmalı bir konudur. Ki bana göre örgüt, kadını özgürleştirme adına var olan tüm değerlerden bağını koparmasını sağlayıp sadece kendisine bağımlı hale getirmeyi hedeflemiş bulunmaktadır.

 

Bugün PKK’ya katılan annelerin çocuğunu geri istemeleri ise bize bu projenin hesap etmediği, ya da edemediği farklı bir durumu göstermektedir. Kadınların daha çok toplumsal statülerine karşı olunması üzerinden yürüyen bir hareket bugün kadının annelik durumu ile, yani insani olan tarafı ile yüzleşti ve kelimenin tam anlamıyla gerçek yüzü görüldü. Her siyasi proje ve hesap için toplumu ve özellikle de kadınları mobilize eden örgüt, kadınların insani duyguları, yani hesap edemedikleri insani vasıfları ve istekleri ile karşılaşınca tam anlamıyla şaşırdı kaldı.

 

Canavarlaşmaları da bundadır. Hep siyasi projeler için insanlarla iletişim içinde olan örgüt, insani bir proje için yapacağı hiçbir şeyinin olmamasını örtbas etme telaşında. Aldığım duyumlara göre bugüne kadar hiçbir şeyden korkmadılar bu annelerin feryadından korktukları kadar. Niçin korkuyorlar biliyor musunuz? Çünkü normal gündelik hayata dair insani durum ve tavırlara ilişkin hiçbir bilgileri ve projeleri yoktur.

 

Her şey örgütsel program çerçevesinde hesaplanmıştı. Paradigma tehdit altında. Bundan dolayı da nobranlık, aşağılama, hakaret, vurdum duymazlık gibi pek çok şekilde tanımlanabilecek bir sürü açıklama ve tavırla karşılaştık. Zaten bu hareketin gerçek yüzü buydu ve nice zamandır bir avuç insan bu konuya işaret etmek istiyordu. Ancak nafile. Her örgüt eleştirisi, örgüt tarafından ihanet ve satılmışlıkla suçlandı. Hatta sözüm ona kimi liberaller tarafından da Kürt meselesini görememezlik olarak yaftalandı. Tabi işin içinde konuyu tamamen 1990’ların güvenlik konseptine taşımak isteyen neo faşist Pensilvanya çetesi de olunca durum bilinenin aksine daha da sisli bir hal almaya başladı.

 

Anneler çocuklarını istiyorlar. Oğlum bana; “seni rahat ettirmek için okuyorum” diyen bir annenin gözlerindeki evlat ikbaline dair ışıltıyı hangi yüksek ideal ile bastırabileceklerini düşünüyorlar acaba?

 

Diyarbakır’da eylem yapan annelerle ilgili en çarpıcı durum Pensilvanya çetesi ile BDP’lilerin aynı minvaldeki açıklama ve değerlendirmeleridir. Malum, çetenin casustan bozma analisti “bu işi organize ettiği için MİT’i tebrik ediyorum”  mesajları yayınlamakta ve yazılar yazmakta, “MİT; bu annelere para veriyor” diyen S. Demirtaş’a paralel paslar vermektedir.

 

Bunlar anne yüreğinin ne olduğunu bilmiyorlar galiba. Annelikle ilgili ilk okuldaki öğretmenimin bana anlattığı çok ilginç bir hikaye vardır ve ben o hikayeyi hiç unutmadım. Otuz yıl önce bana anlatılan hikaye, bir anne için evladın vazgeçilmezliğinin en çarpıcı bilgisiydi:

 

Genç bir delikanlı sevgilisine duygularını ifade etmede zorlandığını söyler. Keşke sana duygularımı gösterebilseydim. Somut olarak sana yüreğimi verebilseydim. Seni ne kadar sevdiğimi bilmeni kanıtlamayı çok isterdim. Seni hayatımdaki her şeyden daha çok seviyorum, annemden de babamdan da kardeşlerimden de çok seviyorum deyince sevgilisi gence, “o zaman git annenin ciğerini sök ve bana getir. O zaman beni herkesten ve her şeyden daha çok sevdiğine inanacağım” der.

 

Adam denileni yapar. Annesini öldürür. Ciğerini söker. Alıp sevgilisine gider. Yolda ayağı taşa değer ve canı yanar. Gayri ihtiyari “anne!” diye inler. O yürek, çocuğun eline sarılır ve dile gelir, “evladım benim, canın mı yandı, canım sana feda olsun kurbanın olayım” der.

 

Bir anne yüreği her koşul altında evladının ikbalini düşünür. Senin oğlunu alıp doğrudan cennete götürecekler denilse bile anne, evladından ayrı düşmek istemez. Hep var olsun, hatta mümkünse yanında olsun ister. Bu isteği hor gören, aşağılayan birisinin bu kor ateştesn korkması çok normaldir.