Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Paralel çete mahremimize girdi

26.05.2014

AK Parti MKYK Üyesi Prof. Dr. Mazhar Bağlı, paralel çetenin, Kızılcahamam kampında AK Parti MKYK Üyeleri, MYK Üyeleri ve Milletvekilleri başta olmak üzere herkesin mahrem alanlarına kameralar yerleştirdikleri, bunları kaydettirdikleri ve ses kaydı yaptıkları ile ilgili istihbari bilgiler olduğunu belirterek, “Kızılcahamam’da mahremimize girdiler. Başbakan Erdoğan da bunların özel alanlara girecek kadar değer tanımayan bir yapıda olduklarına bir iki yerde değindi. Bu yüzden toplantı bu yıl Afyon’a alındı” dedi

Paralel çete mahremimize girdi

26 Mayıs 2014 Pazartesi 10:28

Bu haber 2115 kez okundu.

RÖPORTAJ: HÜSEYİN KULAOĞLU - Ülkemizde; Gezi Parkı, 17 Aralık, Soma’da yaşanan maden ocağı faciası gibi olayların ardından sürekli olarak bir kalkışma girişimi deneniyor. Bunun sebebi nedir?
- Türkiye’de; devlet, toplum ve siyaset aynı kulvarda aynı yöne doğru yürümeye başladı. Bu durum ülkemize inanılmaz bir sinerji kattı. Türkiye’yi büyüttü ve gücüne güç kattı. Türkiye çok kadim meselelerini çözmeye başladı. Bu durum ise birilerini rahatsız ediyordu. Buradaki esas dert, toplumun kendi iradesi doğrultusunda bir yönetimi belirleme rüştüne kavuşmuş olmasıdır. Buna tahammül edemiyorlar.

Ulusalcı Kemalizm Türkiye’deki toplumsal mühendislik projesini başaramayınca, bu defa Gülen çetesi üzerinden halkın direnen değerlerine yönelik bir operasyon yürütülüyor. PKK bu ülkeyi bölemedi. Çünkü halkın değerlerine nüfuz edemedi. Bin yıllık kardeşlik var ve bozulmuyor. Bunu ise Gülen çetesi bozacak. Çok samimi söylüyorum, bu değerler üzerinden yürütülecek bir operasyonda; Alevi-Sünni, Laik-Muhafazakâr, Kürt-Türk çatışması çıkarmak isteyecekler.

Bu olayların bir dış boyutu söz konusu mu?
- 17 Aralık’ta dış boyutun farklı olduğunu düşünüyorum. 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 darbesindeki gibi dışarıdan birileri; Türkiye’ye müdahale etmek istediği zaman bir işbirlikçi aktör buluyordu. Bu defa ise, Gülen çetesi gitti dış güçleri buldu. Gülen çetesi dış güçlere giderek, ülkenin bütün imkânlarına sahip olduğunu, emniyet, yargı ve askeriye gibi yerlere nüfuz edebildiğini ve şantajlarla, tehditlerle her türlü işini yapabileceğini söyledi. Bunun sonucunda da dış güçlerle birlikte ülkeye operasyon yaptı.

AK Parti ile Gülen grubu 11 yıl beraber çalışırken; ne oldu da şimdi böyle bir çatışmanın içerisine girildi?

- AK Parti ile Gülen çetesi arasındaki kriz ilk defa “one minute” ile başladı. Şahsi olarak söylemem gerekirse, Gülen çetesine karşı her zaman temkinliydim ve hiçbir zaman bu kişilere canı gönülden bütün sırlarımı paylaşmadım. AK Parti’nin ise, 11 yıl boyunca Gülen çetesi ile kusursuz bir ortaklık yürütmesi söz konusu değildi. Her zaman bir temkin, kuşku ve akıllarda soru işareti vardı. Türkiye’nin genel yapısına zarar veren çete tarzı, Ergenekonvari yapılanmaların bertaraf edilmesinde büyük katkı sağladıkları düşünüldüğü için bu grupla birlikte yürüme söz konusuydu ama, hiçbir zaman AK Parti bunlara bütün varlığıyla güvenmedi.

“One minute” olayından sonra Gülen çetesi, Ergenekonvari yapılanmanın yerine kendilerini koydu. Çözüm sürecine yönelik 7 Şubat MİT krizine ise, barış görüşmelerinde kendileri yer almadığı için karşı çıkıyorlardı. Çünkü kendilerini devletin sahibi olarak görüyor. AK Parti, bunların kötü niyetli bir cuntacı faaliyet içerisinde olduklarını gördüğü anda da ilişkiyi kesmiştir.

Gülen grubunun 17 Aralık’ta gerçekleştirdiği operasyon Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde de devam ediyor mu, yoksa geri adım mı attılar?

- Şu anda Calut ve Talut üzerinden müritlerine bir mesaj veriyorlar. Calut ile Talut arasında kavga beş sefer oluyor ve her seferinde yeniliyor ama tekrar geliyor. Onlar ilk rauntta yenildiklerini ve tekrar gelmek üzere olduklarını hesap ediyorlar.

AK Parti, Kızılcahamam’da her yıl istişare ve değerlendirme toplantısı yapıyordu ama, bu yıl ilk defa bu toplantıyı Afyon’da yapmasının sebebi nedir?

- Gülen çetesinin Kızılcahamam’da AK Parti MKYK Üyeleri, MYK Üyeleri ve Milletvekilleri başta olmak üzere herkesin mahrem alanlarına kameralar yerleştirdikleri, bunları kaydettirdikleri, ses kaydı yaptıkları bilgileri dolaşıyor. Kızılcahamam’da mahremimize girdiler. Başbakan Erdoğan da bunların özel alanlara girecek kadar değer tanımayan bir yapıda olduklarına bir iki yerde değindi. Bu yüzden toplantı Afyon’a alındı.

AK Parti’nin, paralel yapı ile mücadelesi sonuna kadar sürecek mi?

- Paralel yapı ile mücadele devam ediyor ve bu mücadeleden vazgeçileceğini zannetmiyorum. Başbakanımızın pek çok kere altını çizerek söylediği gibi “Bundan sonra kamuda, AK Parti’de veya Türkiye’de belli bir kurumsal yapılanmanın içerisinde bulunabilmenin tek bir şartı var anti-paralel olmak, paralelle mücadele etmiş olmaktır.” Sadece “Gülen çetesini sevmiyorum” demek yetmiyor. Bu durum artık devlet meselesidir. Bir ülkenin istihbarat bilgilerinin herhangi bir şekilde deşifre edilmesi bir casusluk suçudur ve dünyanın herhangi bir yerinde casusluk suçunun en hafif yaptırımı idamdır.



BUNLAR AŞAĞILARIN EN AŞAĞILARI


Soma’daki maden faciasında Yılmaz Özdil, Yazgülü Aldoğan, Ali Ünal ve Melis Alphan gibi yazarların, “müstehaktır”, “helak oldular”, “ne şehit, ne gazi Niyazi oldular” ve “yardım yapmayın” gibi açıklamalarını nasıl görüyorsunuz?

- Bu kişiler böyle olduğu için halk da bunlara itibar etmiyor. Topluma kendi zaviyesinden baktıkları için belli bir ideolojiye sahipse “insan” değilse, insan olarak bile görmüyorlar. İşte “bidon kafalı”, “göbeğini kaşıyan adam” demeleri de bu yüzdendir. Bunlar aşağıların en aşağılarıdır. Bu kişiler hiçbir biçimde toplumla aynı duyguları hissetmiyor. Her zaman kendisini toplumun yöneticisi olarak görüyor. Bu kişiler, Beyaz Cumhuriyet’in sarışın çocuklarıdır.

Fetullah Gülen grubu, Soma olayı ve depremden sonra Gülen’in bedduasının tuttuğunu dile getiriyor. Bunu nasıl okuyorsunuz?

- Fetullah Gülen’in bedduası tutuyorsa niye gidip garibanlara tutuyor. Demek ki onun bedduası tersten tutmuş oldu. Böyle bir şey söylemek oradaki insanlara son derece saygısızlık olur. Çirkince bir şeydir. Burada kadere karşı haysiyetsizce bir saldırı vardır.

FREEDOM HOUSE'U GÜLEN GRUBU ORGANİZE EDİYOR

Gülen grubunun medya organlarının yayınlarını nasıl değerlendiriyorsunuz. Bir ara siz de bu grubun yayın organlarında hedefteydiniz...
- Toplumda siyasetten belli aktörlerin itibarlarına, görüşlerine, pozisyonlarına yönelik bir itibar suikastı yapıyorlar. İtibarsızlaştırma. Bunu yapıyorlar; çünkü onların düzenledikleri tezgâhı deşifre etme doneleri bizde var. Örneğin PKK’nın yazıları üzerinden şahsıma saldırıyorlar. Farklı kişilere ise, faşist duygulara sahip insanlar üzerinden saldırıyorlar. Bu saldırıları bile değerlerden ne kadar uzaklaştıklarını gösteriyor.

HİMMET PARALARI YAHUDİ LOBİLERİNE AKTARILIYOR

Freedom House’un “Dünyada Basın Özgürlüğü” raporunda Türkiye’deki basını “kısmen özgür” statüsünden “özgür değil” statüsüne düşürmesini nasıl yorumluyorsunuz?

- Freedom House ile ilgili trajikomik bir durum var. Freedom House’u Gülen çetesi organize ediyor. Türkiye’deki Müslümanlardan himmet parası adı altında topladıkları paraları Amerika’daki Neo-conlara, Yahudi lobilerine aktarıyor ve Türkiye aleyhine raporlar hazırlattırıyorlar. Freedom House raporu da bunlardan birisidir. Yani ülkemize ihanet ediyorlar.

ERDOĞAN'A 'DİKTATÖR' DİYEREK GÜÇSÜZ HALE GETİRMEK İSTİYOR

Son zamanlarda Başbakan Erdoğan’a “diktatör” algısı verilmek istenmesinin sebebi nedir?

- Başbakan Erdoğan, Türkiye’de toplumsal dönüşümü gerçekleştirme konusunda belirleyici, güvenilir bir aktör olmaya başladı. Dolayısıyla Erdoğan’ın Kürt sorununu, Alevi sorununu çözebileceğine inanılıyor. Bu yüzden Erdoğan’a “diktatör” denilip, bir itibar suikastı yapıyorlar ama, Allah’a şükür hakikaten halkımız inanılmaz feraset sahibidir ve bu oyunlara gelmiyor.

Peki sizce AK Parti’nin Cumhurbaşkanı adayı kim olur? Başbakan Erdoğan Cumhurbaşkanı olmalı mı?
- Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı olmalıdır. Benim fikrim de bu şekildedir.



ALMANYA’NIN YAPTIĞI DİPLOMATİK NEZAKETE AYKIRI

Başbakan Erdoğan’ın Almanya ziyaretinin bu kadar gündeme gelmesinin sebebi nedir?
- Almanya’nın Türkiye ile ilgili bir hesabı var. Çünkü Almanya’daki Türkler artık işçi değil. Hem siyasi, hem ekonomik, hem de diplomatik mekanizmanın içerisinde belirleyici birer aktördürler. Dolayısıyla Almanya, Türkiye’ye, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına ve Türkiye’de yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kayıtsız kalamıyor. Bunu ise patavatsız bir biçimde yapıyor. Birkaç tane marjinal grubu çıkarıp, Başbakan oradayken onlara izin veriyor. Bu durum bir defa diplomatik teamüllere ve nezakete aykırıdır. Almanya’nın yaptığını çirkin buluyorum.