Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Said-i Nursi, Medreseler ve Kürt Meselesi

13.10.2012

Sosyolojinin değişim ile ilgili çok klasik bir teorisi vardır. Toplumsal alandaki değişimin iki ana eksen üzerinden devam ettiğini iddia eden ve Ogburn’un kültür boşluğu olarak kavramsallaştırdığı yaklaşımdır. Maddi kültür diye tanımlayabileceğimiz teknik alan ile toplumsal değer alanındaki değişimler arasındaki hız ve uyum farkına işaret eder. Manevi-metafizik alandaki değerler doğal olarak değişime karşı görece daha dirençlidirler. Bundan dolayı da bu iki alandaki değişim arasında her zaman bir uyum sorunu yaşanır. Bu uyum veya boşluk çok derin olduğu durumlarda ciddi sosyolojik sorunlar tezahür eder ve bu farkın etkisi esasında kendisini pek çok diğer toplumsal olgularda da gösterir.

Daha açık bir ifade ile toplumsal alanı oluşturan temel unsurlar arasında bir eşzamanlılık ve senkronizasyon sorunu yaşanır.

Bu mesafe farkı ahlaki yozlaşmayı, değer erozyonunu, rol çatışmasını ve kimlik krizini beraberinde getirir. Faşizmden tutun alkolizme kadar pek çok toplumsal sorunu bu bağlamda değerlendirmek mümkündür.

Değişim dinamiklerinin farklı alanlardan beslenmesinin neden olduğu açmazları aza indiren kimi parametreler de vardır her zaman ve toplumda.

Bir yandan örgütün sosyalist-din dışı ideolojisi diğer taraftan tek bir etnisiteyi kutsallaştıran ve diğerlerini boğan ulusalcı resmi ideoloji bütün ülkede olduğu gibi özellikle Doğu ve Günyedoğu’da büyük tahribata neden oldu. Bu bozguncu sosyo-antropolojik mühendislik projelerinin tahayyül ettiği ve dayattığı değişimler toplumun adeta genetiğini bozdu.

Bu müdahaleciliğe rağmen toplum kendisini kısmen koruyabilmiştir. Ve toplumu ayakta tutan da bu geleneksel mevzilerdir. Bu mevzilerden en önemlisi dini değerlerin aktarıldığı kurumsal yapılardır. Ve medreseler de bu alanın en kadim yapılarıdır. Bizim toplumuzu bu anlamda ayakta tutan ve değişimin bir krize dönüşmesini engelleyen en önemli kurumlardır Medreseler.

Daha bunca dejenerasyon yaşanmadan medreselerin işlevinin farkında olan Said-i Nursi, dahiyane bir öngörü ile bölgenin gelecekte çözümü zor sorunlar yaşamaması için bu kurumların önemine işaret etmiş ve bu konuda özel bir çaba gösterdiğini bilmekteyiz. Dahası Sosyolojinin bu alandaki teorilerini sistematik bir hale getirmeden önce Üstadın bu kurumların işlevine olan inancının bir yansıması olan bu hayal ne yazık ki gerçekleşmemiştir.

Tabi o bu kurumsal yapıyı aynı zamanda Risale-i Nurun tahsili için de bir zemin oluşturacağını düşünmekteydi.

Modern dünyanın bozguncu etkisine karşı kalıcı ve yerel bir mevzi olarak düşünülen bu yapının izlerine hala bölgede rastlamak umut verici bir durum olmakla beraber giderek bu alanı tehdit eden bir siyasal ideolojinin topyekun bir toplumsal proje olarak bölgeye egemen olduğunu görmekteyiz.

Bediüzzaman hazretlerinin anlatımına göre, bu tasarı daha sonra Sultan Reşad’ın da 19 bin altın liralık yardımlarıyla Van’da temeli atılarak tecessüm etmeye başlamış ve fakat medreselerin kapanmasıyla da akim kalmıştır. Üstad, ”Cenab-ı Erhamürrahimin o medresenin manevi hüviyetini Isparta vilayetinde tesis eyledi. Risale-i Nur'u tecessüm ettirdi. İnşaallah istikbalde Risale-i Nur şakirdleri o ali hakikatın maddi suretini de tesis etmeye muvaffak olacaklar.” demiştir. Günümüzde Medreset-üz Zehra’nın ne anlama geldiğini anlamaya çalışmak sanırım her Risale-i Nur talebesinin vazifesidir. Bizi Üstadın öngörülerinin gerisine düşüren şey zannımca Risalelerin nurundan uzaklaşmaktır ve nurundan ayrı kalmış bir risale bize Medreset-üz Zehra hakkında bir fikir de vermeyecektir. Bu aynı zamanda günümüz ilmi ve ona dair meta düşünümlerin ruh sorununa da esaslı bir değini anlamına gelmektedir.

Bu sıkıntıları yüreklerinde hisseden bir grup “Nur talebesi,” Van Valiliği, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Akademik Araştırmalar Vakfı ve Risale Akademi’nin katkıları ile Van’da, “Medresetüzzehra” Sempozyumu düzenlediler. Ki bu sempozyumun açılışında Van valisi sayın Munir Karaloğlu’nun Risalelerden incilerle süslediği hitabeti yüreğimize dokunup hüzünlendirdi bizi.

Sempozyumda konuşulanları özetlemem mümkün değildir ama şunu söyleyebilirim ki bu organizasyon Üstadın hayalinin bütün engelleme ve işlevsizleştirmelere rağmen somutlaşmak üzere olduğunu söyleyebilirim.

Ezher ile Medresetüzzehra arasında sadece etimolojik bir ilişki kurmuş değildir, aynı zamanda her iki dünyanın birlikteliğinin ittihadı İslam için de elzem olduğuna işaret etmek istemiştir. Yürümenin güçlüğünde Risalenin nuru her daim yolumuzu aydınlatacaktır.