Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Sakın o taşı usulca yere bırakma (Mazhar Bağlı)

15.05.2011

O taş çok değerlidir sayın vekilim, iyi sahip çıkın ona. Bence Meclis’e de götürebilirsiniz. Hem fena da olmaz. Hazır seçim de yaklaşıyorken bunu yaparak bir kez daha Meclis’e girmeyi garantilemiş olursunuz.

2009 yılında Diyarbakırspor ile Fenerbahçe arasında oynanan bir maçta Diyarbakırspor galip olduğu halde olay çıkaran gençler, yani taş atan çocuklar maçın Fenerbahçe lehine sonuçlanmasına ve Diyarbakırspor’un da bir daha düzelmeyecek bir düşüş trendine girmesine neden oldular. Olaylı maç üzerinden bölgenin hissiyatını ve genel durumunu içeren bir yazı kaleme alan değerli yazar ve söz ustası Ahmet Turan Alkan, söz konusu yazısını harika bir cümle ile bitirmişti: “Anlıyor musun çocuk; elindeki taş şu an itibariyle çok değerli; onu sessizce yere bırak, güvercinin kanadını kırma!”

Uzun bir zamandan beridir bölgede “çocuk” ve “taş” hep birlikte anılmaktadır. Taş atma “eylemselliği” üzerinden yürüyen bir siyasi tavır alış gelişti. Hemen hemen her gün bu eylemsellik için bir bahane bulundu ve bu ritüel büyük bir coşku içinde yerine getirildi ve getirilmeye devam etmektedir.

Taş atan çocuklar konusu uzun bir süre ülkenin en önemli gündem maddelerinden birisi idi. Sanatçılardan şairlere, gazetecilerden yabancı heyetlere herkesin bölge ile ilgili tek bildiği gerçek sadece buydu adeta. Ne zaman ki Kürt meselesi konuşulurdu en çok taş atan çocuklar meselesine değinilirdi.

Çocuktan fedai yaratan anlayış

Barack Obama’nın yeni göreve geldiği zamanlarda Amerika’dan bir heyet gelmişti Diyarbakır’a. Obama, dünyada benzeri olmayan bir uygulama ile kadın sorunlarına bakan özel bir büyükelçi atamıştı. Dünyanın her yerindeki kadın sorunları ile ilgilenebilmesi için de söz konusu büyükelçiyi herhangi bir ülke ile de sınırlandırmamıştı. İşte bu büyükelçinin de aralarında bulunduğu üç kişilik bir heyet Diyarbakır’da bir dizi görüşmede bulunmuş en son gün benim de aralarında bulunduğum birkaç kişiyi de kahvaltılı bir toplantıya davet etmişti.

Konu töre ve namus cinayetleri ve kadına karşı ayrımcılık idi ama davetlilerden bir hanımefendi özellikle gündemin dışına çıkıp bir an bile susmadan ve hiç kimseye fırsat vermeden hep konuşuyordu. Toplantı nezaketinin dışına çıkıp yanımdaki ile aramda asıl konuyu konuşmayı her denemem yüksek bir ses tonu ile bastırılıyordu. Söz konusu bayan, sırf Kürt olduğu için psikolog olan kardeşinin iş bulamamsından, hayatında karşılaştığı ayrımcılıktan, hükümetin asla güvenilmez bir siyasi gelenekten geldiğinden, bölgeyi asimile etmek üzere kurgulanmış bir proje olduğundan bahsederken karşıdaki kadın onun cümlesini bitirmesini beklemeden sözü bir başkasına vermeye gayret ettiyse de bu bir türlü mümkün olmadı. Büyük bir adanmışlık ve görev aşkı ile tamamen cezbe halinde konuşmaya devam etti ve sonunda mevzu taş atan çocuklara geldi. Taş atan çocuklara verilen cezaların ve devam eden adli sürecin derhal kaldırılması gerektiğini aksi halde gelecekte Kürt denilen bir unsurun kalmayacağını söyleyip özellikle kimi illerde valilik veya emniyet üzerinden yürütülen “taş atma top at” gibi sosyal içerikli projelerin de çok sinir bozucu ve toplumu asimile edici amaçlara hizmet ettiğini vurgulayıp konuşmasını bitirip rahat bir nefes aldı.

Taş atma ile asimilasyon arasında kurulan bağlantı bir dil sürçmesi veya rastgele ağızdan çıkan bir laf değildir. Taş atmayan çocuk asimile olmuş demektir. Bir başka ifade ile hakim olan siyasi anlayışın istediği gibi orayı burayı taşlatabileceği, istediği zaman ölüme gönderebileceği, istediği gibi politik tercihte bulunmasını isteyeceği bir aktör değildir. Bu konuyu böylesine hararetle ve heyecanla gündemde tutmalarının asıl nedeni gerçekten bu çocuklar değildirler. Eğer gerçekten çocukların hayatlarını düşünüyorlarsa ölüme gidenlerin önünü kesme konusunda neden zerre kadar gayret göstermiyorlar? Neden hiç kimse bu çocukların eğitimi konusunda da aynı duyarlılığı göstermiyor? Neden bu çocukların yaşadıkları kentlerdeki insani yaşam koşullarını daha iyi yapmak için kimse adım atmıyor ve proje üretmiyor?

Mesele çocuk meselesi değil, çocukları fedailere dönüştüren zalim ve kurnaz padişahın meselesidir. Taş atan çocuklar meselesi aslında çocuklara taş attıranlar meselesidir.

Ölüm değil yaşamdır armağan

Çünkü bu çocuklara taş attıranlar bununla pek çok amacı gerçekleştirmektedirler. Her şeyden önce her bir aktörü şu ya da bu şekilde eylemlere dahil edip gelecekle ilgili başka türlü bir hayal içinde olmasını tamamen ortadan kaldırmak, ikincisi de her türlü duruş için yanında bir yığın oluşturmaktır. İstediği gibi hareket ettirebileceği bir kitleyi elinin altında bulundurarak bunu özellikle de halka karşı bir şantaj aracı olarak kullanmaktır. Bir diğeri ise, bu tür bir protesto üzerinden her bir çocuğun kafasında derin bir mistifikasyon oluşturmak ve buradan da kendi ideolojik siyasi varlığı için bir tarikat-cemaat meydana getirmektir. Bir diğeri de tıpkı Vladimir Bartol’un Alamut Kalesi adlı kitabında anlattığı gibi bir Hasan Sabbah fedaileri yaratmaktır. Hatırlanacaktır, kitapta Sabbah, Nizamülmülk’ten öcünü almak için dahice planlar yapar. Kafasına koyduğu planını gerçekleştirmek için de ilk önce kendisini tek bir sözle bile feda edecek bir ordu kurar. Fedailere esrar verilip sarhoş edildikten sonra dünyada eşi benzeri olmayan bahçeye götürülüp doyumsuz hazlar yaşatılır ve daha sonra da onlara gittikleri yerin “cennet” olduğu söylenir. Ölümün bir düğün ve armağan olduğu söylenir bu fedailere. Onlar da buna inanırlar ve her denileni bu aşkla yerine getirirler. En sonunda Nizmülmülk’ü öldürmeye giden fedailerden birisi olan İbn-i Tahir (Avni) tam onu öldürürken korumalar tarafından yakalanır ve öldürülmek üzereyken Nizamülmülk, korumalarına onu öldürmemelerini ve serbest bırakmalarını söyler. Gerçeği ona anlatacağım ve o da gidip bu gerçekleri diğer fedailere anlatsın ki bu kirli oyun son bulsun der. Nitekim öyle de olur. Avni geri dönerken pek çok durumun kurgusal olduğunu fark eder. Geri geldiğinde kendisinin ölmüş olduğu varsayımı üzerine kurulan bir durumla da karşılaşır.

Bütün bir bölge insanının bir fedailer ordusuna dönüşmüş olduğunun son görüntüleri ise bu Newruz da ekranları yansıdı. Kutlamalar esnasında Batman Milletvekili Bengi Yıldız elinde taşla yoldan geçenleri durdurdu, gerekirse taş atarım elbette dedi. İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel ise Silopi’de polisi tokatladı ve bunun hesabını soracağını söyledi.

Çözümün taşlı yolları...

O taş yoldan geçenleri durdurmak için elde değil aslında, bütün bir bölge insanının her an kafasını kırmak için eldedir. Her kim ki bu kutsallığın içinde yer almaz ve ona olan bağlılığını dile getirmez ise artık sadece çocuklardan değil vekillerden de taş yiyecektir. O taş esas olarak Kawa olma iddiası ile yola çıkanların nasıl Dehak’laştıklarının resmidir.

Bütün güvercinlerin kanatları çocukların attığı taşlarla kırıldı. Artık piyasada güvercin kalmadı. Yeniden güvercin uçurabilme ihtimali olan insanlar kaldı. Onların da kafasını kırarak bu işe bir son nokta koyma hevesiyle ele alınan taş atılmasa bile işlevini hakkıyla yerine getirecektir.

Şurası açıktır ki eğer birileri başka yollar var oldukça (hem kendisi hem de başkaları ile) diyalog kurmak veya kendisini ifade etmek için şiddet kullanıyorsa bu şu anlama gelir ya çok çaresizdir, ya da rasyonel yollar bulacak bir muhakemesi, böyle bir yeteneği yoktur. Çünkü şiddet her bir canlı türünün bildiği en ilkel reflekslerden birisidir ve insanı farklı kılan da tam olarak bu şiddet denilen dürtüyü kontrol edebilecek erdemi gösterebilmesidir. Bir başka ifade ile bildiği tek tepkinin şiddet olmadığını gösterebilmesidir.

Değerli dostum A. Turan Alkan’ın dediğinin aksine, size tavsiyem odur ki sayın vekilim o taşı mutlaka atmalısınız. Polise de olabilir, sana rey verip temsil makamına oturtan halka da fark etmez. Sakın o taşı elinden usulca yere bırakma. Bunu yaparsanız eğer sürekli taş atmak için teşvik edilen çocuklar sizdeki böylesi bir tavrı kendilerine örnek alabilirler. Sakın o taşı usulca yere bırakmayın, bunu yaparsanız eğer Kürt meselesinin çözümünde farklı yolların var olabileceği gibi gereksiz (!) düşüncelerin kimi zihinlerde canlanabilmesine imkan tanıyan bir atmosfer oluşabilir. Sakın o taşı usulca yere bırakmayın, bunu yaparsanız eğer birileri İbn-i Tahir gibi büyüyü bozacak bir sorgulamada bulunabilir.

O taş çok değerlidir sayın vekilim iyi sahip çıkın ona. Bence Meclis’e de götürebilirsiniz. Hem fena da olmaz. Hazır seçim süreci de yaklaşmışken bunu yaparak bir kez daha Meclis’e girmeyi de garantilemiş olursunuz.

mazharbagli@gmail.com

Doç. Dr. MAZHAR BAĞLI
Dicle Üniversitesi Sosyoloji Bölümü