Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Şantajla İmralı’ya “Özgürlük Yolu”

15.10.2012

Bu hafta içinde duyarlılığından ve samimiyetinden asla şüphe duymadığım dostlarımdan kimileri ya arayarak ya da mesaj göndererek kimisi de yüz yüze görüşerek cezaevlerindeki ölüm oruçlarıyla ilgili bir duyarlılık sahibi olmamı ve bu konuyu mensubu olduğum partinin, AK Partinin yetkili organlarında dile getirmemi özellikle rica ettiler.

 

Ben de onlara kesinlikle haklı olduklarını, insan hayatının en kutsal varlık olduğunu, bu kutsallığın da esas sahibinin yaratıcı olduğuna inanan bir geleneği tevarüs ettiğimizi ve hiçbir kimsenin yaşamının da bu kadar “ucuz” bir şekilde katledilmesine izin verilmemesi gerektiğine inanıyor olduğumu ifade etmeye çalıştım.

 

Ancak bu konuyu üyesi olduğum organda dile getirmeme imkan tanıyacak atmosferin de bizzat bu çevreler tarafından sabote edildiğini hatırlatıp bu konuda beklenen girişimi yapacak kişinin ben olmadığımı hatta böyle bir durumun benim için imkansız olduğunu uygun bir şekilde izah etmeye çalıştım.

 

Bunun da iki temel nedeni var. Birincisi ki bence örgüt dışında da kimi çevreler bu noktayı özellikle manipüle etmektedirler, örgüt ve bileşenleri kendi kişisel egemenlikleri için kurmak istedikleri derebeyliği “demokratik hak” mücadelesi olarak göstermeye çalışmakta ve bunun için de şiddet ve terörü esas yöntem olarak belirlemiş bulunmaktadırlar. Dağdaki eşkıyalar kan dökerken ovadaki uzantısı bu kanlı eylemleri masum gibi göstermeye çalışmaktadır.

 

Terörü, şiddeti ve öldürmeyi temel bir yöntem olarak belirleyen birisi için ölüm ve öldürme konusunda kendisine bir ayrıcalık talep etmesini bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

 

Söz konusu bu siyasi uzantıların örgüt ile olan bağının da her kes farkındadır. Ancak akan “kardeş” kanının durması adına bu durum Türkiye kamuoyu tarafından çok önemli ölçüde yutkunarak tolere de edilmektedir.

 

Bu iyi niyet ve hoşgörü bir zaaf olarak görülmekte ve şiddet temel bir ifade aracı olarak kalıcı hale getirilmeye çalışılmaktadır. Daha açık bir ifade ile şiddet önce kutsallaştırılmakta ve daha sonra da biricik ifade aracı olarak büyük bir işlevselliğe sahipmiş gibi gösterilmektedir. Buna paralel olarak da şiddetin hep bir şantaj aracı olarak yedekte bulundurulması temel bir tarz olarak benimsenmiş bulunmaktadır.

 

İkincisi de Yeni Şafak yazarı meslektaşım, hocam ve dostum Yasin Aktay’ın da vurguladığı gibi yarın ya da öbür gün birisi çıkıp derse ki “biz de Öcalan’ın idam edilmesi için ölüm orucuna giriyoruz ve bu isteğimiz yerine getirilmezse bizi destekleyen eşkıyalara talimat vereceğiz onlar da okul yakacaklar, asker katledecekler siyasi suikastler düzenleyecekler ve diğer tüm partilere Molotof bombası atacaklar” derse bunlara da aynı şekilde bir duyarlılık gösterilecek mi? Ya da bunlara kulak verilsin denilecek mi? Bugün “Öcalan”a özgürlük için ölüm orucuna mahkum edilenlere karşı gösterilen duyarlılık onlara da gösterilecek mi?

 

Söz gelimi demokrasi havarisi olarak görünen kimi STK ve baro başkanları çıkıp “aman bu dramı bir an önce sonlandırın bu insanların hayatı çok değerlidir” diyecek mi? Ben bunların örgüt ile organik bağı olmayan hiçbir insana karşı hiçbir duyarlılıklarının olmadığını, aksine en az örgüt kadar kindar olduklarına bizzat şahitlik etmişimdir.

 

Buradan hiç kimse bu ölüm uykusuna yatırılan insanlara karşı bir vicdan yoksunluğu içinde olunduğu yargısına varılmasın. Madem ki sivil alan üzerinden kimi talepleri dile getirmek gibi bir strateji var o halde bu alanın asgari koşullarını yerine getirmek gerekmez mi?

 

Şantaj ile belli bir askeri ya da siyasi gücü durdurmak ya da dize getirmek belki de bir yere kadar mümkün olabilir ama bir kamuoyunun ikna edileceğini düşünmek sanırım muhatabı olunan bütün kişilerin tek tek zekası ile alay etmek demektir.

 

Hem “Öcalan” kişiliği ve söylemi üzerinden kan akıtacaksın hem de Öcalan’a özgürlük verilsin diyeceksin.

 

Bunu yapabiliyor olmak için ya tüm bir coğrafyanın tek sahibi ve egemeni olmanız ya da elinizde mitolojik-sihirli bir değnek olması gerekir. Peki örgüt bunlardan hangisine sahipti?