Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Şehir ve Medeniyet

27.07.2012
Büyük üstat, düşünce adamı ve şair Sezai Karakoç, mimari ile kozmoloji arasındaki aşkın bağlantıya işaret ederek; Şehir, Medine, Site veya Kent, hangi kelimeyle ifade edersek edelim, bir medeniyetin canlı ve toplu sergisi demek olan bu eserler her şeyden önce bir ruhun ifadesidirler. Her bir medeniyet kurmuş olduğu şehirlerde ve bunların mimarilerinde kendisini gösterir der. Ve ona göre kent, kentsel tasarım ve mimari esas olarak bir medeniyet işidir ve aynı zamanda kozmoloji ile de ilgilidir. Bu dünyayı dönüştürmenizin ulvi veya metafizik bir derinliği yoksa eğer oluşturduğunuz mimari de sığ kalmaktadır. Bu tarz bir yapı, dönemsel ihtiyaçları karşıladıktan sonra yerimizi (dünyamızı) daraltmaya başlamaktadır.
 
Bu konu, şehir ve mimari, Türkiye’nin uzun bir süre gerektiği gibi üzerinde durmadığı hayati öneme sahip olan bir konudur. Mimarinin ideoloji ile olan “doğal” akrabalığı “kurgulu” bir hale getirildiği günden bu yana sorunlar giderek büyümektedirler. Elbette her düşüncenin bir mimari tarzı olacaktır ama mimari üzerinden dönüştürme çabası var olan işleyişi tersine çevirme girişimidir. Ve bu girişimin arzulanan bir dönüşümü sağladığı da vaki değildir.
 
Şehir, salt bir yerleşim birimi değildir, çevreyi tanımlama ve çevreye kimlik edindirme pratiğini de içeren bir girişimdir ve dahi bir kimlik oluşturma alanıdır. Her toplum veya medeniyet tasavvuru kendine bir kimlik edinirken onu birçok konuyla olduğu gibi belli bir “anavatan” idealiyle de ilişkilendirmek zorundadır. Her ütopyanın ya da ideolojinin kutsal bir mekanının olması da bundandır. Bu tür mekanlar aynı zamanda iman ile ontolojik bir ilişkisi olan güvenlik duygusunu da oluşturur.
 
Fiziksel çevre ile aramızdaki ilişki, bir düzen ve denge çerçevesinde kurulduğunda ancak bize güven ve rahatlık sağlayabilir. Aynı zamanda o bizim sahip olduğumuz değerlerin de somutlaştığı bir alandır. Bu bağlamda şehri, kültürel ve ulusal değerler belirlerler ve mekânlama da bu eksende oluşur. Aynı zamanda yerleşim alanı oluşturmanın konumlanma ve adabı da bu değerler bağlamında oluşur.
 
İnsanoğlunun doğaya yerleşmesi salt barınma ihtiyacını karşılayan bir pratik olmadığından kent imajı ve planı toplumsal değerlerle sıkı bir ilişki içindedir. Bundan dolayı da yerleşmeyi düzenlemek aynı zamanda sahip olunan değerlerin yerleşmesini de istemektir.
 
Bu açıdan belediyeler çok önemli bir sorumluluk sahibidirler ve bu konuda örnek olabilecek bir uygulama Esenler Belediyesi tarafından hayata geçirildi. Kurulan Şehir Düşünce Merkezi, hem ülkemizde hem de dünyada bu alandaki çalışmaları takip etmek, incelemek ve örnek olan uygulamalardan hareketle bu alanda bir “ortak akıl” oluşturmak için kurulan bu merkez Türkiye’de bir ilktir. Belediye Başkanı sayın M. Tevfik Göksu’nun bizzat yakından takip ettiği kurumun çalışma alanları arasında; mekan ve insan, mimari ve felsefe, yerel yönetimler, kent estetiği, göç ve kentleşme gibi son derece önemli konu başlıkları bulunmaktadır.
 
Son olarak, eğer bir medeniyet tarihinden bahsedilecekse bu aynı zamanda şehirlerin tarihidir. Şehirliliğin tarihi vardır köylülüğün tarihi olmaz. Tarih yazmak isteyenler, tarihe konu olacak alanlarda çalışmalar yaparak bunu gerçekleştirebilirler.
 
Mimarisi, matematiği ve müziği olmayan toplumlar bir medeniyet tasavvuruna sahip olamazlar. Bunların oluşmasının ilk adımı ise bu alanlara ilişkin düşünceyi ve ortak aklı bulmaktan geçer.