Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Sen kimin aslanısın?

05.03.2013

Hükümet, Türkiye’yi dar bir çerçeveye mahkum eden terör ve Kürt meselesinin çözümü için cumhuriyet tarihinde ilk defa siyasi, diplomatik, toplumsal, ekonomik ve demokratik bir proje yürütmektedir.

 

Bu meseleyi son derece geniş ve kapsamlı bir çerçevede ele alıp çözüm yolu, yolları aramaktadır. Bu sorunu çözmek için bugüne kadar yürütülen pek çok alandaki çalışmalara ilaveten İmralı ile görüşmeleri de işin içine dahil ederek nihai bir çözüm için kararlılığını ve cesaretini göstermektedir.

 

Artık çözüm için atılan son adıl gibi görmek gerekir. Bundan dolayı da önümüzdeki süreçte hem yeni aktörlerle tanışacağız hem de yeni provokasyonlarla. Her adımdan sonra bir mayın patlayacaktır. Bu durumu bilmek gerekiyor ve hükümetin de bunun bilincinde olduğunu söyleyebilirim.

 

Malum, son dönemlerin en çok tartışmalı konusu “köstebek” meselesidir. Köstebek krizi bu sürecin içinde karşılaşılabilecek ilk engellerden birisi olarak görülmeli ve ilerleyen zaman içinde pek çok başka mayınların da olabileceği dikkate alınmalıdır.

 

Her şeyden önce şunu açık bir şekilde görmemiz gerekir ki, örgüt ve bileşenlerinin her birisi çok farklı bir ilişki içindedir. Örgütün ilişkide olduğu bu aktörlerin bu konuyla ilgili nasıl bir tavır alacağını önceden kestirmek de çok zordur.

 

Örgüt üç ana aktörden, yapıdan oluşmaktadır. Kandil, Avrupa ve BDP. Bu bileşenlerden hangisinin kimle ilişki içinde olduğunu, kimle iş tuttuğunu net olarak bilmiyoruz, bilemiyoruz. Dahası bu yapıların ilişkide oldukları çevrelerle nasıl bir diyalog içinde olduklarını da bilmiyoruz.

 

Bu “bilinmezlik” doğal olarak bu süreci zorlaştırmaktadır. Kandil’in İran’la, K. Irak’la, Suriye ile ve diğer istihbarat birimleri ile olan ilişkisinin düzeyi ve ekseni silah bırakmayı daha çok belirleyecektir.

 

Avrupa’dakileri de, BDP’yi de aynı minvalde ele almak gerekir. Burada kast ettiğim ilişki illa ki taşeronluk ilişkisi olması gerekmiyor. Doğal olarak bu coğrafyada kırk yıldır var olan bu yapının buradaki diğer aktörlerle pek çok farklı biçimlerde ilişkileri ve bağlantıları olacaktır.

 

Burada bilmemiz gereken konu, bu bağlantıların hepsini dikkate alarak ve hesaplayarak bir çözüm projenin yürütülmesi gerektiğidir. Zaten hükümetin de bunu yaptığını, bunları kontrol edecek bir irade ve kararlılık sergilediğini ve daha sonra bu işe giriştiğini söylemek mümkün.

 

Bu ilişkilerin nasıl grift ve belirleyici olduğunun net anlaşılması için elimizde çok önemli bir yaşanmışlık var. BDP yıllardır bu sorunun çözümünden başka bir şey düşünmediğini, varlığının temel gayesinin bu olduğunu söyleyerek kendini var etmektedir.

 

Ve bu yapının içinden üç kişi adaya gidiyor, iradesi irademizdir dedikleri “önderlikleri” ile görüşüyorlar, ertesi gün bu görüşmeyle ilgili olduğu iddia edilen ve belki de mahrem olması gerektiği söylenen kimi bilgiler basına, hem de sürecin iyi gitmesine sıcak bakmayan çevrelere özel olarak servis ediliyor.

 

Bu kişiler daha sonra kamuoyu karşısına çıkıp büyük bir pişkinlikle ve ukala bir eda ile “köstebek” değil “aslan” olduğunu bağırarak bize yutturmaya çalışıyorlar.

 

Bağırdığında insanların “edepten susmasını” kendi haklılığına yoran bir düşüncenin bizi çok yoracağını bilelim ve öylece devam edelim.

 

Hatta bu durumu gördükçe bu süreci daha çok önemseyip motive olalım. Ki Allah muhafaza üç kişi bile bir araya geldiğinde en basit bir işi dahi namuslu bir şekilde yapma konusunda güven vermemektedirler.

 

Hangi toplumsal dönüşüme öncülük edecekler? Aklı ve düşüncesi bu yapı tarafından zehirlenenlerin toplumu daha iyi bir konuma taşıyabilmeleri nasıl mümkün olabilir? Sahi bu adaya kaç kişi gitti? Kim kimin aslanı ya da köstebeği?