Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Tarihin tanıklığı!

12.03.2013

Bundan seneler önce doğu bloğunun çökmesi ile birlikte sistem arayışlarına dair tartışmalar yeniden alevlenmişti. Hatırlanacaktır, Japon asıllı Amerikalı stratejist-bilim adamı Fukuyama, insanlığın sistem arayışında sona geldiğinde, en mükemmel olan “liberal” tutumun son nokta olduğunu söylemişti.

 

Soğuk savaştan sonra dünyada artık liberal kurumların ve düşüncelerin alternatifsiz ve kaçınılmaz olarak var olacağını söyler. İnsanlığın, daha iyisini aramasını gerektirecek herhangi bir eksiklik yok bu yeni düzende.

 

Bu düşünce daha sonra epey tartışıldı ve üzerinde yazıldı. Ve tabi ki liberalizm, temel bir parametre olarak kalmaya devam etmektedir. Bireysel özgürlüğü temel olan bir düşüncenin sanırım pek çoğumuzu da son derece heyecanlandırdığı açıktır.

 

Liberalizm, aynı zamanda kamu otoritesine itaat etmeyi gerekli kılan tek şeyin neredeyse bireyin hakkını koruma görevi olarak görür. Eğer devlet, bireyin hakkını korumuyor ya da bizzat kendisi ihlal ediyorsa ona karşı direnmek gerektiğini de söyler.

 

Bu tartışmalar doğal olarak bizim ülkede de karşılık bulmuş ve gerek kurumsal olarak gerekse de kişisel olarak liberalizme giderek yükselen bir değer haline gelmiştir. Özgürlükleri savunan siyasi partiler halkın desteğini almış ve iktidar olmuşlardır.

 

Liberal çizgideki aydın-entelektüeller toplumu peşine takmış ileri bir yere hızlı taşımışlardır. İkinci cumhuriyet tartışmalarını başlatmış, ulusalcı Kemalizme yönelik en esaslı eleştirileri yüksek sesle dile getirerek ezberleri bozmuşlardır.

 

Oligarşiyi savunanları televizyonlarda, kamuoyunun önünde susturmuş, fikirleri onları “döverken” hepimize “oh” dedirtmişlerdir. Bu ülkedeki totaliterizmin bertaraf edilmesinde onların katkısı çoktur.

 

Ancak bugün bir başka totaliter yapı bertaraf edilirken, terör sonlandırılmaya çalışılırken bazı aktörlerin buna razı olmadıkları görülmektedir. Evet açıkça PKK’nın silah bırakmama çağrısı yok ama, niçin bırakıyorsun sorusu var?

 

Hem de bu liberalizmin bulaştığı her çevreden, hem muhafazakar liberallerden hem de devrimci liberallerden yükselen bir itirazdır.

 

Peki neden böyledir? Yıldıray Oğur’un da dediği gibi senelerdir “akan kan dursun” diye katılmadıkları toplantı, imzalamadıkları bildiri, yapmadıkları gösteri kalmayan bu çevreler niçin bu sorunun bitmesine itiraz etmektedirler? Çözümün bir an önce gerçekleşmesi onları tedirgin etmektedir?

 

Bana göre bunun iki temel nedeni var. Birincisi iktidarda olan ekibin varlığını kendi ideolojilerinin alternatifsiz olduğu iddiasını çürütecek boyutlara varma ihtimalidir.

 

İkincisi de bu düşüncenin bir dizi ahlaki ilkeye ilişkin sahip olduğu fikriyatın maddi bir değer üzerinde kuruluyor olmasıdır. Elbette buna bir itirazım yok ama en kritik anda insanlığa sırtını dönebilen bir tavrın hangi “ilkelerle” izah edileceği de çok kolay değildir.

 

Bütün olumsuz durumlara rağmen ben kişisel olarak milletin sağduyusuna inanıyor ve güveniyorum. Bunca manipülasyona, kara propagandaya ve duyguları derinden kamçılayan milliyetçi hamasete rağmen halkın durduğu yer sizi de umutlandırmıyor mu?

 

Tarih, kimin ne söylediğinden çok kimin nerede durduğuna daha çok şahitlik eder.