Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Türkiye'de Neden Kürt Baharı Olmaz?

12.08.2012

Türkiye şunu artık görmelidir, eğer bugün örgüt ve bileşenleri Türkiye'de istedikleri gibi bir toplumsal hareketlenmeyi gerçekleştiremiyor, bir Kürt Baharı başlatamıyorlarsa bunun asıl nedeni daha önce başlamış olan demokratik açılım projesidir

PKK, birçok farklı açılardan okunabilir ama esas görünen tarafı son derece iyi organize olmuş bir yapıya sahip olmasıdır. Bu organizasyon, doğal olarak belli bir stratejiye sahiptir ve örgütün stratejisi onun varlığından çok daha önemlidir. İdeolojik referanslarla kurgulanmış olduğundan dolayı da hem üyeleri hem de sempatizanları için asıl belirleyici olan da bu yapıyı sağlayan ideolojik taraftarlıktır.

Aslında bu yapıyı zayıflatmanın biricik yolu tam da bahsi geçen bu yapının bel kemiğini oluşturan ideolojik örgüyle ve organize olan işleyişi boşa çıkarmakla olabilir. Fakat Kürt meselesinde uzun bir zamandan beridir yaşanan acıların ve mağduriyetlerin bertaraf edilmemesi, Kürt meselesinin basit bir terör hadisesine indirgenmiş olması ve ulus-devlet ideolojisinin ötekileştirici ajanlarının hem toplumsal olarak hem de resmi-politik olarak baş tacı edilmiş olması var olan sorun alanı ile örgütün tamamen örtüşmesine neden olmuştur. Bu durum örgütün uzun bir süre oluşturmak istediği bir yapı idi zaten. Çünkü bu alan üzerinden varlığını derinleştirecek ve asıl hedefi olan kendine ait bir egemenlik alanı oluşturabilecekti. Örgüt yapısının içindeki pek çok oluşumun adında mutlaka 'Halk' kelimesinin var olması da bundandır. Halkla özdeşleştiği oranda kan dökme ve kan akıtma meşruiyeti kazanacağının farkındadır.

PKK'YA RUSYA MI DESTEK VERİYOR?

'Devrimci Halk Savaşı'nı başlatma fikri de bu stratejinin adımlarından birisidir. Bunu başaramazsa eğer, varlığını asıl dayandırmış olduğunu söylediği alanın, halkın sahici bir yapı olmadığı görülecektir. Bunun içindir ki kendisine halk diyebileceği bir kesimi oluşturma konusundaki stratejisini her geçen gün farklı alanlar üzerinden oluşturma çabası içindedir. Ve bu dönüşümün etkisi kanlı eylemlerden daha yıkıcı ve derin olacaktır. PKK'nın asıl zayıflayacağı nokta da bence burasıdır. Toplumla arasına bir mesafenin konulması riskidir. Nitekim bu ilişkiyi zayıflatabilecek olan her bir durum örgüt için sadece ideolojik ya da siyasi değil aksine var oluşsal bir tehdittir. Ve bundan dolayı da PKK en çok Kürt meselesine duyarlı olan, halka dokunabilen ve aynı zamanda insanları vicdana davet eden aktörlerden nefret eder. Bu tür bir projeyi yedeğinde bulunduran siyasi aktörleri düşman olarak görür.

Son günlerdeki PKK saldırılarını da bu çerçevede okumak gerekir: Siyasi uzantısı olan BDP, siyasi rakipleri ile rekabet edemediği için düşmanlık yapmayı aşıladı. Örgüt de kanlı eylemlerine alt yapı oluşturacak halk desteğini (örgütün varlığına yönelik desteğin dışında eylemlerine yönelik bir desteği) tesis etmek için fırsatın kendilerine doğduğunu düşünüp Hakkari-Şemdinli hattında bir alan oluşturmaya kalkıştı.

Bu saldırının arkasında İran ve Rusya'nın desteği bölge halkının desteğinden daha ağırlıklı ve yoğun olduğu için amacına ulaşamayacaktır. Bölgeden gelen kimi haberlere göre Rusya, örgütün son hamlesi için akıllı füzeler de dahil olmak üzere önemli silah desteği sağlamakta ve İran da gerekli lojistik imkanları sağlamaktadır.

ŞEMDİNİ SALDIRISININ ANLAMI

Bu iki ülke ile örgüt arasındaki bağlantıyı kuran sadece siyasi tavır alış bakımından var olan akrabalık değildir. Bölgesel dengeler ve değişimler de bunu doğurmaktadırlar. Türkiye karşıtlığı üzerinden kendi iç sorunlarını bastırmak isteyen bir politikanın da var olduğu söylenebilir.

Bütün bunlar, PKK'nın devrimci halk savaşını başlatma stratejisinin boşa çıkması, İran'nın kanlı eylemler için örgüte lojistik imkanlardan vazgeçmesi, Rusya'nın Türkiye düşmanlığı yapıp örgüte akıllı füze satışından vazgeçmesi iki konuyla doğrudan ilgilidir: Başka ülkelerdeki değişimlere de müdahale edebilen bir dış politika sahibi olmak ve kendi içinde demokrasiyi güçlendirmiş olmaktır.

DEMOKRATİK AÇILIMIN BAŞARISI

Bu iki konuda atılan her adımın bir bariyerle karşılaşması da bundandır. Şemdinli baskını sıradan bir örgüt sızması değil, birçok faktörün iç içe geçtiği bir atmosferin oluşturulmasının ilk adımıdır.

Bu saldırının bastırılması, sadece iç barış ve toplumsal birliktelik için değil, geleceğimiz için tarihi bir önem arz etmektedir.

Son olarak, Türkiye şunu artık görmelidir, eğer bugün örgüt ve bileşenleri Türkiye'de istedikleri gibi bir toplumsal hareketlenmeyi gerçekleştiremiyor, bir Kürt Baharı başlatamıyorlarsa bunun asıl nedeni daha önce başlamış olan demokratik açılım projesidir. Demokrasinin güçlü olduğu bir toplumda halk devlete karşı değil, devletin işleyişini sekteye uğratacak olan derebeyliklere karşı ayaklanır.

* Prof. Dr., Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi