Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Tuttuğu Yeri Ganimetle Tebdil Edenler

27.08.2012

Said-i Nursi, bütün zamanların üstadı olarak “Bediüzzaman” sıfatı ile anılan büyük bir yolcudur. Hakka ve insanlığa doğru yola çıkan Üstad, kendisine Kuran’ı rehber edinmiştir. Babam onun en çok “bilge kişiliği” ve küfre karşı verdiği mücadele ile anar. Ve der ki; dünyada din karşıtlığının toplumsal bir proje olarak kök salmaya başladığı günlerde, iman hakikatlerini pozitif bilimlerin temel mantığı içinde tıpkı dini bilgilerin metafizik anlatımına paralel olarak anlatma ferasetine ve bilgisine sahip olan çok az kişiden birisidir O.

1900’lerde pozitivizmin altın çağını yaşadığı bir dünyada O, metafiziğin derinliğinden dünyaya seslendi. Pozitivizmi kendi argümanları ile çürüttü. Didaktik yöntemi ilk ustalarından bile daha iyi konumlandırdı. Tek bir isteği vardı, küfre doğru kayan İslam gemisini selametli bir biçimde ilahi buyrukların olduğu limana götürmekti. Bunu başardı da. Bunu başarmasına neden olan tabi ki sadece ilmi derinliği değildi. Aynı zamanda samimiyet ve tevekkül de onun yolunun temel vazgeçilmezleriydi. Ve tüm takipçilerinden de hep bunu istedi.

Nitekim “daire-i ferd”e yaptığı vurgu bireysel arınmanın ve samimiyetin önemine işaret eder ve bu ilke yolun başlangıcıdır. O nurlu yol, kişinin nefsini arındırması ile başlar. Daha sonra akrabalara ve dostlara ve daha sonra da geniş çevreyi içerir.

Bu nurlu yol, zamanla çeşitlendi ve büyüdü. Bu durum bir eksiklik değil aksine bir zenginliktir. Tek tipleşmeyi içeren bir paradigmanın kısır bir alana hitap edeceği gerçeği çok açıktır. Her kes kendi gönlünün açıklığı ve temizliği nisbetinde istifade edecektir.

Rivayete göre pozitivist felsefenin yıkıcılığına karşı İslam dünyasında uyanık kalan, onun iman üzerinde neden olabilecek tehlikelerin farkında olan çok az alim vardı ve bunların başında da Üstat geliyordu. 

Onun işaret ettiği hizmet de bu anlamda imanımıza kast eden hastalıklarla mücadele ederek dini mübini İslam’ın nurlu yolunun yolcusu olmaktır.

Her kim ki okçular gibi durduğu yeri ganimet toplama amacı ile terk ederse o sadece kendisine değil aynı zamanda o yola da ihanet etmiş olur.

Kendisini onun yolunun yolcusu olarak görenlere bir bakın, gerçekten mücadele ganimet için mi yoksa kaybolan ya da zayıflamaya başlayan iman hakikatlerinin güçlendirilmesi için midir?

Her sabah namazından sonra cevşen okuyan, tesbihatları tamamlayan bir gönül erinin varlığı benim gibi günahkarların yeryüzünde neden olabileceği belaları ve afetleri tolere eden bir emniyet supabıdır bunun kaybolması en başta bizi tedirgin etmektedir vesselam.