Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Yazıları

Rivayet olunur ki, ünlü Rus romancı L. Tolstoy, çocukluğunda kardeşleri ile oyun oynarken arada sırada kaybolur, koşmaca oyunlarında hep geride kalırmış. Kardeşleri nerde kaldığını sorduklarında da "yeşil dalı" arıyorum dermiş. Yeşil dal, kendisine anlatılan masalların birisinde insanlığı kurtaracak, mutluluğa ve barışa kavuşturacak bir "tılsım"dı ve o da ne yapıp edip bu tılsımı bulmak istiyordu.Tolstoy'un bu tılsımı bulup bulmadığı bilinmez ama bilinen o ki bugün gerçekten böyle bir tılsıma her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç vardır. Günümüz toplumlarının karşı karşıya kaldıkları sorunların başında, "farklıkların eşitlik ve barış temelinde; birlikte yaşamlarını gerçekleştirme" gelmektedir. Bugün itibarıyla mevcut devletlerin birkaçı hariç hemen tümünün etnik, dinsel ve mezhepsel açıdan heterojen oldukları gerçeği dikkate alındığında, bu sorunun evrensel ölçekte olduğu görülecektir. Sorunun nedenlerinden biri; modernleşme sürecine eşlik eden modern ulus-devlet modeli içinde, genelde devlete adını veren ulusun tarihi ve kültürel özelliklerinin ön planda tutulması ve ulusun, hâkim bir etnik grubun kültürü, dili, dini, tarihi ve edebiyatı etrafında tanımlanmasıdır. Diğeri ise, yapılan yasaların toplumda var olan her bir "kolektif bilinci" ayrı ayrı hangi ortak paydaya referansta bulunarak temsil edebileceğidir. Aslında sorun modernleşme düşüncesinin yapısal özellikleri olan tek tipleştirme ve farklılıkları mutlaklaştırma paradoksundan kaynaklanmaktadır. Her ne kadar milliyetçilik/faşizm modern zamanların en sevimsiz siyasi ideolojileri olarak görünse de faşizm, modernleşmenin gayri meşru çocuğudur. Çünkü modernleşme, insana farklı bir "köken söylemi" ve "üstünlük kurma" imkânları sağlayan bir rasyonaliteye dayanır.