Ana Sayfa Özgeçmiş Kitapları Yazıları Röportajları Haber Fotoğraf Albümü Video Galeri İletişim

Zümrüdü Anka Kuşu Kaf Dağından Uçtu!!!

07.04.2014

Kimi düşünür demokrasiyi ilginç bir şekilde kendi külünden kendisini yeniden yaratan Zümrüdü Anka kuşuna benzetir. Çünkü bu kuşun iki temel özelliği vardır, birincisi o kadar yaşlıdır ki dünyanın yıkılışına üç kez tanık olmuştur. İkincisi de bu derin tecrübesinden dolayı da o kadar çok öğrenmiştir ki tüm zamanların bilgisine sahiptir.

Bu iki özelliğinden dolayı demokrasi ile bu kuş arasında mecazi-metaforik bir ilişki kurulmaktadır. Yönetim yetkisini geçici olarak birilerine devrederiz ve o yetki kullanılarak tükenir. Tükendiği an tekrar yetkilendirme yaparız ve her seferinde onu kendi elimizle inşa ederiz.

Bu yetkilendirme pratiğini meşrulaştıran temel faktör ise doğal olarak reydir, sandıktır. Her seçim hem lokal olarak yapılan toplumsal tarih için hem de makro ölçekteki demokrasi teorisini güçlendirir. Demokratik bir toplumun dünyanın diğer ucundaki bir başka ülkedeki demokratik teamüllerle yakından ilgilenmesinin asıl nedeni de budur zaten.

30 Mart seçimleri ülkemiz demokrasi tarihi için cidden çok kritik bir öneme sahipti. İşi kritik hale getiren Gülen örgütünün yürütmüş olduğu propagandanın bilinmezliğiydi. Üstü cemaat altı örgüt olan bir çetenin doğrudan demokrasiye karşı yürüttüğü bir savaştan zaferle çıktı Türkiye.

Bu savaşı daha önceki cuntacılardan farklı kılan en önemli hususiyet hiçbir zaman somut bir muhatabın bulunmamasıydı. Daha önce ki tüm darbe girişimlerinde bulunan demokrasi karşıtları perdenin arkasına gizlendiklerinde dahi görülebiliyorlardı. Ancak bu çete diğerlerinden çok daha uzun bir süre bu işe hazırlanmış olduğundan dolayı neredeyse o mitolojik hikayenin kahramanı gibi kendisini görünmez kılmıştı.

Milleti kandırarak himmet adı altında topladığı haraçlarla, çalıntı sorularla kamuya yerleştirdiği kifayetsiz bürokratlarla, devletten projeler, tahsisler ve fonlar üzerinden çaldığı paralarla elde ettiği gücü bir görünmezlik pelerine tebdil etmiş bir canavar vardı karşımızda.

Bu canavarın asıl hedefi demokrasi idi, kamu mekanizmasının varlığını sağlayan temel kurumsal yapılardı. Seçimlerde istedikleri sonuçları almazlarsa seçimlerin iptal edilmesini dahi isteyeceklerdi. Her şey hazırlanmıştı. Plan kusursuz işletilecekti. Çünkü son derece kendinden emindiler. Çünkü kendilerine her gece rüyada seçim sonuçları gösteriliyordu. Kimse hakikati göremiyor ama onlar bizzat dokunuyorlardı.

Herkese mekanik olarak verilen görevin yerine getirilmesi durumunda hükümet düşecekti ve Fethullah Gülen, muzaffer bir komutan edası ile ülkeye gelecekti. O gelecekti ve onun gelişini istemeyenler ya da onun getireceği aydınlıklardan (!) korkan veya rahatsız olanlar ülkeyi terk edeceklerdi. 30 Mart’tan sonra ülkeden kaçacaklar demelerinin nedeni de budur.

Seçim bitti, AK Parti toplumun kahir ekseriyetin onayı ile yeniden iktidar oldu. Gülen çetesi-örgütü büyük bir hezimet yaşadı. Toplumsal alanda % 1 bile bir kitleye sahip olmadıkları net olarak görüldü. Siyasi akıldan yoksun oldukları anlaşıldı. Akademik titre sahip olan stratejist badem bıyıklı neo conlar ya da top sakal çetesinin siyasetten hiç anlamadığı somut olarak görüldü. Gülen örgütü bunların rehberliğinde ülkenin karnını deşerken yenileceğini hiç hesaba katmadan pervasızlaşarak tüm varlığı ile kendisine ortaya koyup geri dönüşü olmayan bir yola girdi.

Son olarak her ne kadar son zamanlarda din ile aralarına büyük bir mesafe koyduklarını söyleseler de esasında toplumumuz onlara bu özelliğinden dolayı itibar ediyordu. Biz dini bir cemaat değiliz derken halk derin bilgeliği ile bunun bir şaka olduğunu biliyordu. Ama artık şaka etmediklerini yine o bilgelikle fark etti. Dolayısıyla cemaat önce örgüt oldu sonra da intihar saldırısında bulunup kendi kendisini imha etti. Geriye kalan döküntüleri temizlemek AK Partili kadrolara düşmektedir.